Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

06 Temmuz, 2014

Bazı Kızlara Rimbaud Şiirleri - #1


   İlgili Gönderiler:

- Nina



                                    (O kıza…)

 

Küçük, pembe, mavi yastıklı kompartımandı
Yola çıkacağız bu kış.
Çılgın öpücükler yuvalanacak her yanda.
İkimiz rahat, başıboş.

Akşamın gölgeleri sarkınca pencereden,
O kurtların yüzünü,
Ve o kara şeytanları görmemek için, sen
Yumacaksın gözünü.

Yanağın kaşınacak. N’oldu, böcek mi sokmuş?
Yoo… çılgın bir örümcek gibi küçük bir öpüş
Ensende geziniyor…

Eğip boynunu, bana: “Haydi ara” diyorsun,
-Bu gezgin örümceği aramak, biliyorsun
Tatlı zamanı yiyor…

                 Kompartımanda – 7 Ekim, 1870

.

29 Ocak, 2013

Haşim’in Tespiti ve Nina’nın Son Yanıtı (#4)

  (İlk Yanıt) – (İkinci Yanıt) – (Üçüncü Yanıt)


  A Propos of the Wet Snow, çeşitli sanat eserlerinin, hoş videoların ve resimlerin paylaşıldığı bir sayfa değildir. Burada okuduğunuz bir pasaj, bir şiir, size o eserin ne güzel olduğunu vurgulamak için gönderilmiş değildir. Bilgisayar yahut mobil bir cihazın ekranı, şiir okumak için uygun bir araç mıdır, bu farklı bir tartışmaya konu edilebilir. Fakat müzik, şiir vb. sanatsal aktiviteler için ihtiyaç duyulan yoğunlaşmayı engelleyecek herhangi bir platform’da o aktivitelerin hiçbir anlam ifade etmeyeceği, üzerine tartışılma gereği hissedilmeyecek bir gerçektir. Bu yüzden monitörünüzün şiir okumak için doğru bir araç olup olmadığıyla ilgili yorum yapmam doğru olmayacaksa da (bu bir tercihtir), A Propos of the Wet Snow’un bu hissiyat yoğunlaşmasını engelleyecek bir platform olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

  Peki bu sayfa şiir okumak, film izlemek, edebi bir yazıyı incelemek için uygunsuz bir mekansa neden bazı gönderilerde şiirler kullanılmaktadır yahut neden kısa filmler paylaşılmaktadır? Bunun nedeni, altı yıl önce oluşturulan bu sayfanın amacıyla örtüşen bir amaçtır:

   “Bir tek kişinin hayatını değiştirmek.”

  İnsanların hayatlarının bir şiirle, bir cümleyle, okudukları bir yazı, dinledikleri bir müzik, göz gezdirdikleri bir resimle değişebileceğine inanıyorum. Bunlardan yalnız bir tanesiyle her şeyin değişeceği kanaatinde değilim. Fakat her şeyin, birkaç anekdotla başladığına inanıyorum, kendim için de böyle gerçekleştiğini düşünüyorum.

  Üç yıl önce başka bir gönderide (bir tartışmanın parçası olarak) amacımı şu cümlelerle ifade etmiştim:

  “Ezra Pound’la tanışmam (hayatımı değiştiren önemli şeylerden biridir bu) nasıl tesadüfen ve beklenmedik şekilde, hiç tanımadığım bir adamın yardımıyla, ufacık bir kıvılcım ile olduysa, aynısını yapmak istiyorum sadece.

  Belki birileri daha önce fark etmedikleri bir şeyle karşılaşırlar ve bu onları etkiler diye düşünüyorum. Birkaç kez de buna aracı olduğumu hissediyorum. Bilmiyorum ama inanıyorum. Geribildirim istemiyorum, inanmak istiyorum. Acaba şu anda bir başka yerde (o yerin de ismini vererek) ne oldu diye düşünürüz ya bazen. Ben de kendimi kandırıyorum, birilerinin yeni şeylerle tanışmasında katkım oldu diyorum. Belki de onların hayatını değiştirecek bir şeylerle.”


   Tüm bunlarla bağlantılı olarak örnek vereceğim Nina’nın Yanıtları, Arthur Rimbaud’nun bir şiiridir. Bu şiiri dörde bölerek yayımlamaya başladım ve ilk üç bölümünü daha önce gönderdim. Alt kısımda da bu şiirin son bölümünü okuyacaksınız. Daha önce bu sayfada bu şiire belki rast geldiniz belki de gelmediniz. Ancak bahsettiğim gibi amacım ne size böyle güzel bir şiirin olduğunu vurgulamaktı, ne de edebi bir eseri övmekti. Amacım her zaman olduğu gibi bir kişiyi, durumu hatırlatmak, vurgulamak ve fark ettirmek için sanat eserini kullanmaktan ibaretti.

  Amacım sadece Nina’ydı. Ahmet Haşim’in de bahis konusu ettiği bir varlığı, var olduğunu bildiğiniz, sizin de tanıdığınız, hayatınızın her aşamasında karşılaştığınız ve ömrünü bir hırs, heves ve hiç uğruna heba eden o kadından söz etmekti. Fakat söz ederken de sadece Nina’nın cevabını kullanarak, üzerine başka hiçbir şey eklemeden bunu yapma yoluna gittim. O yüzden bu şiir, sadece edebi bir eserin paylaşımı olarak görülmüş olabilir şu ana kadar. Şiirin bu son bölümünde ise amacımın bu olmadığını, bu sefer şiir üzerine bir şeyler söyleyerek ve fakat Haşim’in sözleriyle ifade ederek vurgulayacağım.


 

  Nina’nın Yanıtları (#4)

  Erkek:

-Gözlüğünü, uzun burnunu sokmuş
    İncil’e büyükanne;
Pipoların kıvrım kıvrım yükselen
    Dumanları içinde

Kurşun kaplama ve köpükler taşan
    Bira bardağı;
Hapur hupur, anında jambonları
    Yalayıp yutan

Gövdeye indiren dumanlı, korkunç
    Koca dudaklar;
Yatakları, yüklüğü aydınlatan
    Ocaktaki harlı ateş.

Kalçaları dolgun, yağlı ve parlak
    Tombul bir oğlan çocuğu
Çömelmiş sokuyor taslara ak
    Çenesini, burnunu

Ve bir sığır burnu homurdanarak
    Tatlı tatlı
Yalıyor küçük tombulun yuvarlak
    Yüzünü, yanaklarını…

(İskemlesinin yanında kara, haşin
    Korkunç bir gölge:
Közlerin önünde ip eğiren
    Yaşlı bir kadın;)

Yansırken kül rengi pencerelerde
    Sarı alevler
Sevgilim, o yoksul, küçük evlerde
    Neler göreceğiz neler!..

Kara, körpe leylakların içinde
    Yuvalanmış, küçücük
Bize gülümseyip duran minicik
    Gizli pencere…

Söyle tatlım, de bana, gideceğiz
    Değil mi? Ne hoş olacak
El ele, göğüs göğüse, ikimiz…


  Kız:

- Peki, işim n’olacak?

                               Arthur Rimbaud
                     Türkçesi: Erdoğan Alkan 
           Orijinali:
Les Réparties de Nina

  PASAJ

  Binlerce asırlık erkek medeniyetini anlamak ve benimsemek için işe pek geç koyulan kadın, şimdi müthiş bir gayrete mahkûmdur. Er geç, zihin yorgunluğu, dünya yüzünü saçı vaktinden evvel dökülmüş cascavlak düşünür kadın başlarıyla da dolduracaktır.

  İşte o gün korkunç intiharın, dünyü yüzünden tamamen kalkacağı gündür.

Ahmet Haşim - Bize Göre

.

07 Nisan, 2012

Türk Ölünce


  İlgili Gönderiler:

- İngiliz Ölünce

- Fransız Ölünce

- Alman Ölünce



 

Asaf Halet Çelebi

Karanlığı geçelim
Karanlığı geçelim

Ne uyku ne ölüm
Hem uyku hem ölüm

Düş içime uyu
ve sonsuz büyü
Unut renkleri ve şekilleri
Hepi ve hiçi

 

Edip Cansever

Ölüm
Sen en güzelsin bu saatlerde
Büyütmüş yetiştirmişsin beni
Söyler miyim hiç sana hayran olmasam.

Bugün de ince, bugün de kırıldı kırılacak
Bugün de
Tam nerede kalmışsam.

 


Oktay Rıfat

Koca bir yazı çekirdek içleyerek
sinemalarda geçirdim.
Taban teptim sokaklarda
tırnak yedim uyudum,
denize baktım usanmadan
ölüme inandım,
güzel çok güzel
olduğunu düşünerek.

 

 

Baki

Âlâyiş-i dünyâdan el çekmege niyyet var
Yakında adem dirler bir şehre azîmet var

…

Bu hâlet ile ey dil sağ olmada âlemde
Derd ü gam-ı dilberle ölmekte letâfet var

 

 

 

Cemal Süreya

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte,

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…

Üstü kalsın…

 

 

   Bağlantılar:

- Fotoğraflar

.

19 Eylül, 2011

Göllerde Bu Dem Bir Kamış Olsam (Gülüşmeler)


Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümâyân,
Güller gibi... sonsuz iri güller,
Güller ki kamıştan daha nâlân,
Gün doğdu yazık arkalarında!

Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrârını ömrün eder i'lân,
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Alemlerimizden sefer eyler?..

Akşam, yine akşam, yine akşam,
Bir sırma kemerdir suya baksam,

Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kamış olsam!

 
  Ahmet Haşim’in içkilerinden bahsetmişken, şairin Bir Günün Sonunda Arzu adlı şiirinden bir dizeyi es geçmemek gerekir. 1921 yılında yayımlanan şiirin ilk halinin son iki mısrası, Akşam, yine akşam, yine akşam, / Göllerde bu dem bir kamış olsam şeklindedir.

  Bu dizeler daha sonra çokça kişi için alay mevzusu haline gelmiş, Orhan Veli, Haşim’e atfederek:

Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip musikiler alıyorum
Bir de rakı şişesinde balık olsam.
                   (Eskiler Alıyorum adlı şiiri)

 

   Can Yücel ise,

Akşam yine akşam yine akşam 
Göllerde bu dem kılkamış olsam.

  demiştir.

  Orhan Veli’nin Ahmet Haşim’le olan derdinden daha sonra bahsedeceğim fakat kamış konusunda -Garip’lerin en önemlisi olan- Orhan Veli’nin amacının, Haşim ve onun şiiriyle (belki de Fecr-i Atî ile) alay etmek olduğu açıkken, Can Yücel’inki ise yalnızca sataşmak olabilir.

.

27 Ağustos, 2011

İngiliz Ölünce


Fr. De.

 

Yeats

Sürdürün türkünüzü: bir yerde doğarken yeni bir ay,
Göreceğiz uyumanın ölmek olmadığını,
Duyarak yeryüzünün yeni bir hava tutturduğunu
Yeryüzü hep delikanlı çünkü

 

 

 

 

 

Pound

Dilim varmıyor, 
Sultanlar.
Ölüm hoyratın biriydi hep.
Dilim varmıyor, Sultanlar.
Ne sebep gösterecek ki
Alıp gitti efendimizi
Böyle kuru bir mevsimde?

 

Shakespeare

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,

 

 

 

Blake

Çünkü mutluydum çalılıklar üzerinde,
Ve gülüyordum kışın yağan karlar arasında,
Onlar giydirdi bana ölümün giysisini,
Ve öğrettiler bana kederin ezgileriyle şarkı söylemeyi.

 

 

 

 

 

 

Eliot

Bu ölü ülkedir
Bu kaktüs ülkesidir
Burada taştan putlar
Yükselir, burada onlar kabullenir
Bir ölü elinin yakarışlarını
Solan bir yıldızın pırıltısında.

 

 

 

 

.

18 Temmuz, 2011

Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #4 – İki Yeni Şiir, Bir Kayıt - Nazım ve Vera (Video)


Kayıt

  Ocak ayında, Yapı Kredi ile İş Bankası Kültür Yayınları ortaklığıyla gün yüzüne çıkarılan; Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun, Nazım Hikmet’in şiirlerini  (Amerika’dan getirttiği ses kayıt cihazı ile) onun sesinden banda kaydettiği Kendi Sesinden Şiirler’den, henüz yayımlanmadan önce bahsetmiştim.

  Bedri Rahmi’nin arşivinden Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’na teslim edilen bazı görüntüler ise, geçen ay televizyonlarda gösterildi. Nazım Hikmet, Vera Tulyakova ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun görüntülendiği kayıtta, Vera’nın ‘Saman Sarısı’ saçlarını ve  Nazım Hikmet’in Bedri Rahmi’ye sarılışı gözüküyor. Görüntülerin, Nazım Hikmet’in ölümünden bir yıl önce, 1962 yılında kaydedildiği biliniyor.

  Ben de, Paris’te kaydedilen ve Nazım Hikmet’in ilk kez renkli görüntülendiği bu kaydın videosunu Anadolu Ajans’ın sitesinden alarak, üzerindeki sesi silip sadece Nazım Hikmet’in kendi sesinden okuduğu Saman Sarısı şiirini ekleyerek, bu kayda televizyon yahut internette rast gelmeyenler ile paylaşmak istedim:

 

 

   Bağlantılar:

- Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #1 - Dört Güvercin

- Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #2 – Sarı Seyfettin

- Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #3 – İki Yeni Şiir, Bir Kayıt

.

05 Temmuz, 2011

Nina'nın Yanıtları #3


(…) - (…)

  ERKEK:

Konuşurdum soluğum soluğunda:
     Yürürdüm kucaklayarak
Seni beşiğe konan çocuk gibi;
     Sıkardım pembeye çalan

Beyaz teninin altında mavi ve
     Kanla esrik gövdeni:
Haylaz, ayıp bir dille konuşurdum…
     Vay vay! –Biliyorsun ki…

Özsuyu kokardı ormanlarımız
     Ve güneş incecik bir
Altınla kaplardı onların yeşil,
     Lâl rengi düşlerini.

……………………………………………………

Akşam mı?.. Otlayan bir sürü gibi
     Oyalanarak inen
Beyaz patikayı, keçi yolunu
     Tutacağız yeniden;

Çevremizde yamuk elma ağaçları
     Ve mavi otlarıyla
Bahçeler ki emsalsiz ıtırları
     Yayılar dört bir yana!

Köye döneceğiz güneş batınca
     Kararırken ortalık;
Sonra bir süt kokusu yayılacak
     Akşamın havasına;

Sıcak gübreler usul soluklarla
     Ve fersiz ışınların
Altında ağaran büyük sırtlarla
     Dolu ahırın kokusu

Dört bir yanda, alacakaranlıkta;
     Saltanatlı bir inek
Attığı her fiyakalı adımla
     Salınıp pisleyecek…

---
Söyle tatlım, de bana, gideceğiz
     Değil mi? Ne hoş olacak
El ele, göğüs göğüse, ikimiz…

 

  KIZ:

-Peki, işim n’olacak?

 

                    Arthur Rimbaud
                Türkçesi: Erdoğan Alkan 
           Orijinali:
Les Réparties de Nina


  Bağlantılar:

- Nina’nın Yanıtları #1

- Nina’nın Yanıtları #2

.

17 Haziran, 2011

Alman Ölünce


Fr.


Bachmann

Bir ölüyüm ben, dolaşıp duran
artık hiçbir yerde kaydım yok
bilinmiyorum mülki amirin görev yerinde
sayı fazlasıyım altın kentlerde
ve yeşeren taşra yörelerinde.

 

 

Brecht

…
Beni sevindirdiğinde
Bazen düşünürüm:
Şimdi ölüversem
Mutlu kalırım
Sonsuza kadar (…)

 

 

 

Rilke

Şimdi dünyada nerede biri yürüyorsa
Sebepsiz, dünyada, yürüyorsa
Bana gidiyor.

Şimdi dünyada nerede biri ölüyorsa
Sebepsiz, dünyada, ölüyorsa
Bana bakıyor.

 

 

Goethe

Nedir ayıran
Tanrıyı kişiden?
Sayısız dalgalar,
Durmadan değişen,
Ölümsüz bir akış:
Bir dalga kaldırır,
Bir dalga yok eder
Ve bizi batırır.

 

Nietzsche

Neden inanayım ki?
Bir gün öleceğime,
Kekre ölümü öpeceğime.
Mezara mı düşeyim,
Bir daha içmeyeyim miY
aşamın nazenin köpüğünü?

 

 

  Bağlantılar:

- Fransız Ölünce

.

14 Ocak, 2011

Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #3 – İki Yeni Şiir, Bir Kayıt


nhNazım Hikmet: Başlayayım mı üstat?

br  Bedri Rahmi:
Başla reis…

   Nazım Hikmet, Bedri Rahmi Eyüboğlu ile Paris’te beraber olduğu bir dönemde elli yedi şiirini bir banda kaydetmiş ve ne mutlu ki bu eser, Yapı Kredi Yayınları ile Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın ortaklığıyla, 17 Ocak 2011 tarihinde piyasaya sürülecek.

  Bu ortaklığın sebebi, Nazım Hikmet’in tüm eserlerinin İş Bankası tarafından, Bedri Rahmi’nin tüm eserlerinin ise Yapı Kredi tarafından yayımlanmış olması.

  YKY, Bedri Rahmi’den bu kayıtların güzelce saklanmasını isteyen Nazım Hikmet’in daha önce yayımlanmayan ve fakat bu kayıtla bizlere ulaşacak olan aşağıdaki iki şiirinden ilkinin hiçbir kaynakta yer almadığını belirtirken; ikincisinin ise sadece Rusça yayımlanan Seçme Eserleri’nde var olduğunu belirtiyor.

 

Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
gölgem gibi demiyorum
çünkü hasret yanımdaydı zifiri karanlıkta da
Ellerim ayaklarım gibi de değil
uykudayken yitirirsin elini ayağını
ben hasreti uykuda da yitirmiyordum
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
açlıktı, susuzluktu demiyorum
sıcakta soğuğu, soğukta sıcağı aramak gibi de değil
giderilmesi imkânsız bir şey
ne sevinç ne keder
şehirlerle bulutlarla türkülerle de ilgisiz
içimdeydi dışımdaydı
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
zaten elimde ne kaldı bu yolculuktan
hasretten gayrı

---

Bir ucu bir kuyuda kaybolan rüzgârlı bir şosede
bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
yüzü saçlarıyla örtülü kavuşma saatımızın
bir de ağır yürüyor ki deli olmak işten değil
Bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
ben de telefon direğine bağlıyım kollarımdan
yüreğim de yorgun mu yorgun duracak nerdeyse
bir de alnıma bir su damlıyor aynı yere artsız arasız
Bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
ben de seni düşünüyorum da seni düşünüyorum
ben de seni düşündükçe o da ağırlaştırıyor
yürüyüşünü
bu böyle giderse yıkılabilirim direğin dibine
o yanıma varmadan

 

   Bağlantılar:

- Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #1 - Dört Güvercin

- Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #2 – Sarı Seyfettin

.

25 Haziran, 2010

Ezra Pound, Exile's Letter (Cathay)


Ezra_Pound_-_Cathay_Title_Page_1915  Cathay, Ezra Pound’un 1915 yılında yayımladığı, kaynak olarak da çoğunlukla büyük Çinli şair Li Po’nun şiirlerine ve felsefe profesörü Ernest Francisco Fenollosa’nın notlarına dayanan bir çeviri kitabıdır.

  Bu kitapta bulunan, Li Po’nun İngilizceye çevrilmiş eserlerinden biri de Exile’s Letter’dır. 1958 yılının Haziran ayında Ezra Pound tarafından okunarak kaydedilmiş bu şiiri alttaki bölümden dinleyebilirsiniz.

  Bu siteyi takip edip de karşılaşmamış olmanızın imkanı yok ve fakat olur ya atlamışsınızdır, “Ezra Pound kim ki?” diye sorabilirsiniz.

  Ezra Pound, bin yılın şairidir.

 

Ezra Pound’un Sesinden, Exile’s Letter

 

 

* Sağ üst köşedeki arama eklentisinde “ezra” sözcüğünü aratarak ilgili yazılara gidebilirsiniz.

** RSS ile takip edenler, çalıcıyı görmek için siteye girmek zorunda kalabilirler.

.

17 Haziran, 2010

Nina'nın Yanıtları #2


(…)

ERKEK :

Saçlar örgülü, belikli güzel,
     Çiçek tenli kız!
Gülerdin tıpkı bir hırsız misali
     Seni öpen rüzgara

Seni rahatsız eden o sevimli
     Pembe kuşburnu dalına
Çılgın başlım gülerdin hele hele
     Bu tutkun aşıkına!..

(Yaş on yedi! Mutluluk çağı, güzel!
     Oy! Büyük, sonsuz çayır!
Oy kocaman, oy uçsuz bucaksız kır!
     -Hey! Şöyle yanıma gel!…)

-Göğsün göğsümde, sesin sesimde,
      Usul usul baş başa
Dere kıyısına giderdik seninle
      Ve sonra ormanlara!…

Sonra ölü çocuk gibi kendinden
      Geçmiş minik yüreğin,
Gözler yarı kapalı benden seni
      Taşımamı isterdin…

Nefes nefesesin, taşırdım seni
      Çetin keçi yolunda:
Ve bir kuş örerdi andantesini
      Fındık dılında
---
Söyle tatlım, de bana, gideceğiz
     Değil mi? Ne hoş olacak
El ele, göğüs göğüse, ikimiz…

 

KIZ :

-Peki, işim n’olacak?

 

                           Arthur Rimbaud 
                       Türkçesi: Erdoğan Alkan  
                   Orijinali:
Les Réparties de Nina

 

  Bağlantılar:

- Nina’nın Yanıtları #1

- Nina’nın Yanıtları #3
.

21 Mayıs, 2010

Fransız Ölünce


 De.

800px-PrévertFamillePrévert

…
Derin uykulara dalabiliriz
Acı çekebiliriz uyanınca
İhtiyarlayabiliriz
Sonra tekrar dalabiliriz uykuya
Ölümü düşleyebiliriz

 

 

Tombe_Baudelaire

Baudelaire

…
Ölüm, avutan da -ne çare ki- yaşatan da;
Hayatın sonu; yine de tek ümit, tek güven;
Bizi bir iksir gibi kavrayan, sarhoş eden;
Karda kışta, boralar, tipiler arasında(…)

   
                            

Rimbaud_-_tombe_à_Charleville_Rimbaud

Ey mevsimler, ey şatolar!
Deyin kusursuz kim var?
…
Ey mevsimler, şatolar ey!
Sıvışma saati, yazık
Ölüm saatidir artık.
Ey mevsimler, şatolar ey!

 Perelachaise-Eluard-p1000383Éluard

…

Özgür kalacağım işte böyle bir başıma 
Ve insanoğluna bundan sonra da 
Ne ölüm dokunacak ne dirim. (…)

                                                                           

 

 

Valery, tombe

Valéry

Temiz şeyler düşündük, tertemiz;
Uzun yollar boyunca, beraber;
…

Ve öldük yosunlar üzerinde,
Uzakta, yalnız, o mırıltılı,
O dost ormanın gölgelerinde. (…)

                                


  Bağlantılar:

- Alman Ölünce

.

12 Nisan, 2010

Nina'nın Yanıtları #1


ERKEK
:

-Göğsün göğsümde, ciğerlerimiz
     Serin havayla dolu,
Seni günün şarabıyla yıkayan
     Masmavi bir sabahın

Körpe güneş ışınlarına doğru
     Giderdik değil mi? ..
Aşk suskunu ormanın her dalından
     Işıklı tomurcuklar

Ve yeşil damlalar kanadığı zaman
     Ve açılmış şeylerde
Duyumsanırken tenin kıpır kıpır
     Ürperip titrediği:

Sen kırlara sevdalı, tutkun güzel,
     Şampanya köpüğü gibi
Sağa sola serperek tatlı tatlı
     Çılgın gülüşlerini

İki kara gözlerini kuşatan
     Maviyi allaştırıp
Narin, beyaz fildişi tarağını
     Yoncalara daldırırdın:

Gülerdin, aşk esrikliğiyle hoyrat
     Seni kucaklayan bana.
Gülerdin ahududu, çilek tadını
     Doyasıya içen bana. (…)
---
Söyle tatlım, de bana, gideceğiz
     Değil mi? Ne hoş olacak
El ele, göğüs göğüse, ikimiz…


KIZ :

-Peki, işim n’olacak?

                      
                       Arthur Rimbaud
                   Türkçesi: Erdoğan Alkan
              Orijinali:
Les Réparties de Nina

Bağlantılar:

- Nina’nın Yanıtları #2

- Nina’nın Yanıtları #3

.

19 Mart, 2010

Trilobit

.
Trilobit

Dünyalar ve yıldızlar
En küçük şey
Acıkan dilimi uzatıp
Hepsini birer birer yaladım
ve yuttum

Biraz serinlemiş gibiyim

50.000.000 sene evvel
Ilık bir denizde bir trilobitken
Duydum melâli
Zaman nedir unutarak
Açıp ağzımı
Bütün denizleri içtim
ve kendim kaybolup
Deniz oldum
Sonsuz deniz oldum

             Asaf Halet Çelebi

.

13 Ocak, 2010

13 Aralık, 2009

Salutation (İngilizce İçerik)


This post has been inspired by Per aspera ad astra.

pound 

Salutation

O generation of the thoroughly smug
and thoroughly uncomfortable,
I have seen fishermen picnicking in the sun,
I have seen them with untidy families,
I have seen their smiles full of teeth
and heard ungainly laughter.
And I am happier than you are,
And they were happier than I am;
And the fish swim in the lake
and do not even own clothing.

                             Ezra Pound

                                            Photo @ Richard Avedon

18 Ekim, 2009

Üslup ve Seda


  Bu sabah, marketteki gazete ve dergileri kendimden geçmiş bir şekilde incelerken (dergilerin çoğunu orada okuyup para vermiyorum), Theo Angelopoulos’un senaristi, çevirmen ve yazar, Petros Markaris’in röportajına rast geldim Taraf gazetesinde. Markaris’in, röportajı yapan Sibel Oral isimli hanımefendinin, “Şiir nasıl ayrılıyor? Yunanistan’da şiir romana göre çok daha önemli sanırım...” (Türk edebiyatıyla karşılaştırmasını istiyor) sorusuna verdiği cevap, mülakattaki ilgimi çeken noktaydı:

“İşte orada Türk edebiyatıyla ayrılıyor. Yunanistan’da edebiyat demek şiir demektir. Ayrıca mesela Yunan edebiyatında üslup konudan çok daha önemlidir. Ama bu durum birçok şeye engel oluyor. Mesela Avrupalılar Yunan romanlarını okuyorlar ve “ee bir şey olmuyor” diyorlar roman için. Çünkü bizim için önemli olan üslup, konunun ne olduğu değil.”

  Bu paragrafı okuyunca, geçen hafta yazdığım yazıdaki bir cümlede, absürt-saçma ikileminde kaldığımı ve Halid Ziya Uşaklıgil’in Mai ve Siyah isimli romanından, defterlerimden birine kaydettiğim bir paragrafın aklıma geldiğini hatırladım. Kendi yazımdaki takıldığım nokta, bir şeyin mantıksız olduğunu anlatmak için kullandığım absürt kelimesinin yerine neden saçma kelimesini kullanmayı tercih etmediğimdi. Bu kelimelerden birini seçip kullanacağım cümleyi, ayrı ayrı ve yüksek sesle okuduğumda, saçma kelimesinin yazının gidişatına göre çok agresif durduğunu düşündüm ve Halid Ziya’nın pasajı da tam bu noktada zihnime takıldı. Bu pasajı paylaşmadan önce Markaris’in bahsettiği Yunan şiirinden ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile birlikte  Nev-Yunanilik eğilimini başlatan Yahya Kemal Beyatlı’dan birer örnek vermek istiyorum.


Gözkapakları / Andreas Embirikos

Her zamanki gibi çileden çıkmış su                      
Bir şelale gibi düşüyor yıllar
Ve bir feryat ürkütüyor kuşları.

Fakat bahçeler kayıtsız bunlara
Mutluluk kozalakları ıslık çalar yapraklarda
Elmalar kıpkırmızıdır
Ve yoldan geçen biri koparır birkaç tane.

                    Çeviri: İsmail Haydar Aksoy


Sicilya Kızları / Yahya Kemal

Sicilya kızları, uryân omuzlarında sebû,
Alınlarında da çepçevre gülden efserler,
Yayar bu mahfile a‘sâbı gevşeten bir bû;
Ve gözleriyle derinden bakar, gülümserler
Sicilya kızları, uryân omuzlarında sebû...

Hadîkalarda nevâ-gîr iken şadırvanlar,
Somâki kurnalarından gümüş sular dökülür;
Ve hep civâra serilmiş kadîfe dîvânlar
İçinde, bûseden ölmüş vücûdlar bükülür,
Hadîkalarda nevâ-gîr iken şadırvanlar...

Gerer beyaz kuğular nâzenîn boyunlarını;
Füsûn-ı nevm ile, görmez bu âteşîn ravza
İçinde dalgalanan huzûz-ı rehâvetle hâvz-dan havza,
Gerer beyaz kuğular nâzenîn boyunlarını...


  Absürt-saçma örneği ile Markaris’in bahsettiği üslup anlayışından yola çıkılan bir yolda durulabilecek en güzel durak olan bu Halid Ziya pasajı arasında pek bir benzerlik de yok aslında. Varsa da, temel zemindeki bir fikir yakınlaşmasından ibaret olabilir sadece. Halid Ziya’nın bahsettiği (söylettiği), derinlikli bir kavrayış ve anlayış, dilin kullanımıyla ilgili.

  “Bence kelimelerin mevzu manasından başka bir de nasıl tabir edeyim seda manası vardır. Bilmem herkes hisseder mi? Fakat ben mesela nâliş kelimesinin mahzun edasını, pervaz kelimesinin tayeran meylini, feryat kelimesinin yırtıcı ahengini pek iyi duyuyorum. İnsanda bu duyuş zevki olduktan sonra mesela: “bahr-i sükûn-perver” diyemez, bahr kelimesinin o bir harekede toplanan üç kuvvetli harfinden hususiyle sonundaki ra’nın tesadümünden hâsıl olan tasavvut şiddeti ister ki bu kelime bir set mana tavirinde kullanılsın. Mesela bahr-i huruşan, yahut bahr-i pür-huruş… Sanki bahir kelimesi de o sıfatla beraber şişiyor değil mi? Buna mukabil “derya-yı sakin” derim, çünkü derya kelimesi de sakin; onda da bir sükûn var ki sıfatı sıfatın manasından ziyade izah ediyor.”

Mai ve Siyah – Halid Ziya Uşaklıgil

.

26 Ağustos, 2009

Gözler #2


Ezra PoundGÖZLER 

Efendimiz dinlen artık, yorgunuz yorgun, 
Duyalım biraz da rüzgârların parmaklarını
Üstümüzü örten şu durgun
Yaş kurşun gibi ağır kapaklarda.

Dinlen artık kardeş, gün ağarıyor bak dışarda!
Soldukça soluyor sarı ışık
Eridikçe eriyor mum
…   »»»

                                                Ezra Pound
                                              
Çeviri: Bülent Ecevit
                                               Orijinali: The Eyes 

 


  1971 yılında, ölümünden bir yıl önce, Fransız fotoğrafçı Henri Cartier-Bresson tarafından (yukarıdaki de dahil) toplam yedi fotoğrafı çekilen ve çekim boyunca (20 dakika) tek kelime etmeyen bu adamın ismi Ezra Pound.

  Şair, “vatan haini”, “faşist”, “akıl hastası”, “ruh hastası”, şair, şair, şairlerin hocası, şairlerin şairi Ezra Pound…


Fotoğraf © 2009 Henri Cartier-Bresson / Magnum Photos

  Bağlantılar:

- Gözler #1

- Henri Cartier-Bresson
.

16 Ağustos, 2009

gÜVERCİNKAnadı


Cemal Süreya, Üvercinka

…
Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
…

                                      Cemal Süreya - Üvercinka

21 Mart, 2009

Rebi'


Fuzulî

.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Web Analytics