Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05 Nisan, 2015

Ölen Bir Kişinin Okuma Listesi


  Birkaç gün önce kendisi için yapılan yürüyüşte ölen matematik öğretmeninin bazı öğrencileri, öğretmenlerinin önerdiği okuma listesini çeşitli sitelerde paylaştılar. İyi bir liste olduğunu düşünüyorum; en azından ilk iki sırasına dokunmayacağıma eminim.

  Lezzetli bir şeyler yiyip içtikten, kaliteli müzikler dinleyip iyi kitaplar okuduktan; tüm bunlardan önemlisi yiyeceğin, müziğin, resmin kaliteli olup olmadığını ayırt edecek kadar kavrayışını geliştirdikten sonra, refah içinde yaşayamamanın yahut genç ölmenin çok da üzücü olmadığını sanıyorum.

 

.

09 Temmuz, 2014

Haksız Yere Suçlanmak (İngilizce İçerik)


  Geçen hafta Quora’ya düşen “Haksız yere suçlanmak nasıl bir şey” başlıklı bir bir soruya cevap verenlerden biri de Michael Morton isimli bir adamdı. Michael Morton’ın karısını öldürmek suçundan yirmi beş yıl cezaevinde kaldıktan sonra birkaç yıl önce serbest bırakıldığı ve kendisini kurtaracak delilleri saklayan savcıyı affettiği birçok yayın organında haber konusu edilmişti. Ayrıca CNN’de kendisiyle yapılan bir röportaj ve taraflarla yapılan görüşmeler kısa bir dokümanter haline getirilmişti.

  12 Ağustos 1986’da, karısı evde saldırıya uğrayıp öldürülen Michael Morton, o anda işyerinde olmasına rağmen bu suçun faili olarak belirlenmiş ve yirmi beş yıl hapiste yatmıştı. Komşuları olay anında yeşil bir aracın evin arka tarafına park ettiğini söylemiş, cinayet mahalinin civarında üzerinde kan lekesi bulunan bir bandana ele geçirilmiş ve oğluna sorularak babasının o an evde bulunmadığı anlaşılmış olmasına rağmen bu kanıtların hiçbiri dava dosyasına girmemişti. (Bu kanıtların kullanılmaması Morton özgürlüğüne kavuştuktan sonra dönemin savcısının hapse girmesini sağladı.)

  Yıllar sonra sanık avukatları kan lekeli bandanayı DNA testine sokmayı başarmış ve bandananın üzerinde Michael Morton’ın karısı Christine Morton’ın ve Mark Norwood isimli diğer bir adamın kanı bulunmuştu. Ayrca Norwood’un Christine Morton’dan sonra bir başka kadını daha öldürdüğü anlaşıldı.

  Michael Morton yirmi beş yıl sonra Ekim, 2011’de serbest bırakıldı.

 

  Wrongful Conviction-Prosecutor

 

    Aşağıdaki metin, Michael Morton’ın Quora’da “Haksız Yere Suçlanmak” içerikli soruya gönderdiği cevaptır.

   

What is it like to be wrongly convicted?

 

I was wrongly convicted of murdering my wife.  I recall that first night in jail.  It was not unlike being punched in the face.  I was stunned, numb, and not sure of what lay before me.  All personal control had been yanked away.  What I wore, what I ate, where I slept, and where I could not go were all dictated by the State.  In that situation, the absolute power of government becomes blatant, coercive, Orwellian.


   The first few months of prison life are about adaptation.  It's a different society, a subculture of power -- physical, emotional, and spiritual.  There are simple rules.  Obey and internalize those rules and you'll get by.


   As the years pile up, feigned apathy becomes your outward mask.  But on the inside, anger and bitterness consume you.  Revenge occupies your so-called free moments.  At other odd times, you fantasize about living a normal life…or escaping to a tropical paradise…or dying in prison.  You imagine building houses, establishing relationships with the opposite sex, or burning down the houses and the relationships of your enemies.


   But as the decades accrue, an acceptance and an understanding of life creep in.  If you're lucky, you become calmer, more relaxed, more sure.  You see the value of faith, hope, and of course, love.  You come to appreciate pure things, like the behavior of animals and the joy of small children.  It sounds cliche and almost banal, but time wears a man down.


    In the end, if you are lucky, you see that our trials are what improve us.  And if you are very lucky and somewhat insightful, you see that whatever your trial has been, it is exactly what you needed.  Our trials make us who we are.

 

  Bağlantılar:

- Quora: What is it like to be wrongly convicted?

- Innocent Man: How inmate Michael Morton lost 25 years of his life

- An Unreal Dream: The Michael Morton Story

.

29 Mart, 2014

Otizmi Çizmek



  Otizm (i.)

  • Üç yaşından önce başlayan ve ömür boyu süren, sosyal etkileşime ve iletişime zarar veren, sınırlı ve tekrarlanan davranışlara yol açan beynin gelişimini engelleyen bir rahatsızlık.
  • İçe kapanıklık
  •  

      Drawing Autism (Otizmi Çizmek), davranış analisti Jill Mullin tarafından kırk kadar otizmli insanın el çizimlerinin bir araya getirildiği ve bu sene içinde yeniden yayımlanmış bir kitaptır.

      Alt kısımda bu çizimlerden birkaçını görebilirsiniz.  (Eser sahibi otizmli kişilerin esinlendiği konuları Türkçeye çevirerek altlarına kısa açıklama olarak kaydettim.)



    David Barth, Vogels ("Birds" in Dutch), 2008 (10 yaşında)

    David Barth’ın Annesi: “Çizimleri genelde o anki takıntılarını ifade ediyor. Size gönderdiğim ekte, bu aralar onu neyin meşgul ettiğini tahmin etmek zor değil. Çizimde yaklaşık 400 kuş var ve çoğunun Latince ve normal adlarını biliyor.”


    04-WD-Werewolf

    Wout Devolder, Werewolf (2008, 14 yaşında)

     

    Bu çalışmanın esin kaynağı neydi?

    8 Mayıs 2008’de yeğenim ve kuzenim bir yangında öldü. Çok üzgün ve umutsuzdum. Çaresizliğimi ifade edecek kelimelerim olmadığı için bu kurt adamı çizdim. Çizimimi Sanne ve Ben’e adıyorum.”

     

     

     

     

     

     

     


    06-JP-Changing-Seasons

    Josh Peddle, Changing Seasons, (2006, 12 yaşında)

     

    Sanatının diğer insanların sizin dünyayı nasıl gördüğünüzü anlamalarına yardımcı olduğunu düşünüyor musun?

    Otizmli olmak garip bir duygu. Aptalca hissediyorum. Bunun hakkında düşünmek beni üzüyor. İnsanlar anlamıyor. Yabancılar bana bakarak otizmli olduğumu söyleyemiyor. Eğer bir sorun yaşıyorsam genellikle anneme nasıl davranmam gerektiğini söylüyorlar. Beni olduğum gibi seven daha çok arkadaşım olmasını isterdim.”


    15-MB-War-in-Vietnam_900

    Milda Bandzaite, War in Vietnam, 2008

     

    Bu çalışmanın esin kaynağı neydi?

    Dünyadaki tüm savaşlardan ve insanların tüm kötülüklerle ilgili duyarsızlıklarından esinlendim.  Ayrıca Project Pitcfork’un ‘Vietnam’ şarkısının sözlerinden de esinlendim.”

     

     

     

     

     


    02-F-Imaginary-City-Map_900

    Felix, Imaginary City Map, 11 Yaşında

    Bu çalışmanın esin kaynağı neydi?

    “Genelde kağıdımın kenarındaki değişik noktalardan sokaklar çizmeye başlarım. Sokakları birbirlerine doğru büyütürüm.” 

    Beğendiğin bazı sanatçılar kimler?

    Hiçbiri. Yol haritalarını ve atlasları detaylı incelerim ve genelde Google Earth’de seyahatlerimin tam rotasını listelerim.”

     

       Bağlantılar:

    - Fotoğrafların Kaynağı

    .

    24 Mart, 2014

    Rijksmuseum, Obama Turu


      Nükleer Güvenlik Zirvesi için Hollanda’ya gelen ABD başkanı Barack Obama’nın ziyarette bulunduğu Rijksmuseum’da kendisi için aşağıdaki resimlerden oluşan bir tur hazırlanmış. Rijksmuseum, on yıllık bir renovasyon süresinden sonra 2013 yılında yeniden ziyarete açılmıştı.

     

    The Milkmaid, Johannes Vermeer, c. 1660   Portrait of a Couple, Probably Isaac Abrahamsz Massa and Beatrix van der Laen, Frans Hals, c. 1622
    The Milkmaid, Johannes Vermeer, c. 1660    
    Portrait of a Couple, Frans Hals, c. 1622

    The Wardens of the Amsterdam Drapers’ Guild, Known as ‘The Syndics’, Rembrandt Harmensz. van Rijn, 1662
    ‘The Syndics’, Rembrandt Harmensz. van Rijn, 1662

    Opnamedatum: 2010-09-29  The Merry Family
      Adolf and Catharina Croeser,              
    The Merry Family, Jan Havicksz. Steen, 1668
      Jan Havicksz, 1655

    Night Watch‘Night Watch’, Rembrandt Harmensz. van Rijn, 1642

    Interior of the Great Hall on the Binnenhof in The Hague, during the Great Assembly of the States-General in 1651
    Interior of the Great Hall on the Binnenhof in The Hague, during the Great Assembly of the States-General in 1651, Bartholomeus van Bassen, 1651

    .

    26 Eylül, 2013

    Charles Taylor’ı Alkışlarla Yerine Alıyoruz


       İlgili Gönderiler:

    - On Yıl Sonra


     


      İnsani Gelişme Endeksi’nin son sıralarının müdavimi Sierra Leone’nin, elli bin kişinin öldüğü, ülkenin altyapısının tamamına yakınının imha edildiği, insanlığın gördüğü en yıkıcı iç savaşlardan birini  (1991-2002) atlatmasının “onuncu yılında” (2012) elli yıl hapse mahkum edilen katliamın merkezindeki adam, eski Liberya Cumhurbaşkanı Charles Taylor’ın cezası bir sene sonra –bugün- Birleşmiş Milletler’e bağlı savaş suçları mahkemesi tarafından onandı.

      Her ne kadar cezanın verilmesinin üzerinden bir yıl geçmiş olsa da, Yugoslavya’da kurulan uluslararası suçlar mahkemesinin “yardım ve yataklık” suçunun kapsamını daraltmasından sonra Taylor’ın elli yıllık cezasının da mahkeme tarafından geri çevrilebileceği düşünülüyordu. Fakat mahkeme Taylor’ın Sierra Leone’deki vahşetlerden –cinayet, tecavüz, seks köleliği, sakat bırakma- önceden haberdar olduğuna, bunlara kanlı elmaslar karşılığında göz yumduğuna ve içten bir pişmanlık da duymadığına karar verdi.

      Taylor’ın elli yıl ceza aldığı geçen seneki duruşmanın sonunda hakimin onunla ilgili kısa kararı yeterince açıklayıcıydı:

    “Sanık, insanlık tarihinin gördüğü en gaddar ve tiksindirici suçlardan bazılarına yardım ve yataklık etmekten ve bazılarını da planlamaktan suçlu bulunmuştur.”

     

       Bağlantılar:

    - The Guardian

    - Life After Diamonds

    .

    09 Eylül, 2012

    Hürriyet, 1980 Ansiklopedik Yıllığı #6


       İlgili Gönderiler:

    - Hürriyet, 1980 Ansiklopedik Yıllığı  #1  -  #2   -  #3

    - Hürriyet, 1980 Ansiklopedik Yıllığı Merhaba 21. Yüzyıl #1 - Merhaba 21. Yüzyıl #2


     

    Kronolojik yurt ve dünya olayları, geçen yılın içte ve dışta en önemli 10 olayı, Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanlarının ve başbakanlarının biyografileri, geçen yılın sanat olayları, son 10 yılda dünyadaki en önemli gelişmeler, sağlık bilgileri, dünyadaki dinler, 21. yüzyıl dünyası, enerji, ekonomik ve dünya hareketlerinin incelenmesi ve tarihi, coğrafi konuları içeren binlerce bilgi…

    Fiyatı: 100 LİRA

     

      Bu gönderi, otuz üç yıllık bir kitaptan kayda geçirdiğim gönderilerin altıncısı olan, Hürriyet’in gözünden 1979’da dünyadaki ve Türkiye’deki sanat olaylarının özetlendiği yazıyı içerir.

     

       1979’DA TÜRK SİNEMASI…

      1979’da Türk sineması için olumlu bir yıl geçirdi denemez. Çevrilen film sayısında azalma oldu. Ekonomik bunalım, Türk sinemasına da yansıdı. Sanatsal düzeyde de düşüklük görüldü. Sinema salonlarında yabancı film gelirleri artarken, yerli filmlerde azalma oldu.

      Filmlerin ve film senaryolarının denetlenmesi hakkındaki tüzük, 23 Ağustos 1979 tarihli Resmi Gazete’de yayınlandı. Tüzüğün tek olumlu yanının 16 yaş sınırlamasını getirerek küçüklerin seks ve şiddet sahnelerini görmelerinin engellenmesi olduğu belirtildi.

      - Antalya’da düzenlenen 16. Ulusal Altın Portakal Film Yarışması yarım kaldı. Bunun nedeni yarışmaya katılacak üç filmin Ankara Merkez Film Denetleme Kurulu (sansür) tarafından yasaklanmasıydı: Yolcular (Yavuz Pağda), Demir Yol (Yavuz Özkan), Yusuf ile Kenan (Ömer Kavur). Olay, şenlik yürütme kurulu ile yönetmen ve yapımcıların tepkileriyle karşılandı. Birlikte alınan kararla yarışma 1980 yılına ertelendi.

      - İsviçre’de yapılan “32. Locarno Film Festivali”nde birincilik ödülü Altın Leopar’ı Sürü (Zeki Ökten) filmi kazandı. Türk sineması açısından yılın en önemli olayı buydu. Aynı festivalde en iyi kadın oyuncu ödülü ise Melike Demirağ (Sürü) ile alman oyuncu Rebecca Horn arasında paylaştırıldı.

     

       1979’DA TÜRK EDEBİYATI

      1979 Türk edebiyatı açısından parlak, atılımlarla dolu bir yıl oldu diyemeyiz. Kitabın hammeddesi olan kağıdın yokluğu kitap ve yayıncılık ortamında sıkıntılı bir geçmesine neden oldu. Kağıt darboğazı ve bunun doğal sonucu olarak da az kitap yayınlanabilmesi edebiyat ortamımızda şu aksaklıkları yarattı. Yayınevleri kitap yatırımlarını çok satan kitaplara yönelttiler. Ya çok satan eski ustaların kitaplarını yayınladılar ya da satış şansının kesin olduğu bilinen çeviri romanları. Bütün bu düşünceler arasında gene de yeni yazarlar 1979 yılında da göründüler. Ama kağıt darlığı yüzünden yeni yazarların çalışmaları gün ışığına çıkamadı. Ayrıca ikinci baskılardan da yayınevlerimiz kaçındı, ikinci baskıların satış oranının daha yavaş ve düşük olduğu gerçeği onları bu tür bir programa zorunlu olarak itti.

      Türkiye’de ödüller arasında iki kalabalık grubu, Türk Dil Kurumu ile Sedat Simavi Vakfı Ödülleri oluşturuyor. Türk Dil Kurumu’nun bütün ödülleri edebiyat türlerine ilişkin olduğundan bu kurumun ödüllerinden söz edelim.

      Roman dalında TDK ödülünü kazanan Güven Turan’ın Dalyan’ı bir yabancı kızla bir Türk erkeği arasındaki ilişkiyi zaman zaman erotik bir uslupla yansıtıyordu. Necati Göngör’ün Sevgi Ekmektir hikayeler toplamı ise Güneydoğu Anadolu’nun yaşaından gerçekçi kesitler getiriyordu. Oranın yerel havasını başarıyla veriyordu. Şiir ödülünü alan İlhan Berk’in Kül’ü şiire adanmış bir ömrün bütün çabasını değerlendirme olarak açıklanabilirdi. Berk, bu kitabında doğanın şiirini yazmakla kalmamış, aynı zamanda tanıdığı kişilerin de mısra ile portrelerini çizmişti. Deneme dalındaki ödülü Ferit Edgünün Ders Notları kazanırken, romancı, hikayeci ve şair olan Edgü’nün sanatını oluşturan kaynakları sergilemesi açısından değerlendirilmişti. Edgü, okuduklarını nasıl özümlediğini, sanatçı kişiliği içinde nasıl yeniden yoğurduğunu bu Ders Notları’nda sergiliyordu. Nazım Hikmeti’in şiiri ile eleştiri ödülünde başarılı görülen Afşar Timuçin, bir çok kimsenin yaptığı gibi Nazım Hikmet’in şiirini arka plana alıp öne yaşamını öne çıkarmayarak gerçek bir edebiyat incelemesi ortaya koyuyordu. Şairi, yaşam mücadelesi ile değil edebiyat değeri ile okurlara tanıtmak istiyordu.

     

       1979’DA DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE SANAT OLAYLARI

      1979 yılında dünya sanat olaylarının genel bir görünümünün saptanması gerekince, ilgimizi çeken sanat etkinlikleri arasında Paris’in günümüzde de öncülüğünü sürdürdüğünü görüyoruz. Geçen yüzyıldan beri önemli kültür hareketlerinin ve sanat akımlarının kaynağı olan Paris, müzeleri, galerileri, dünyanın dört bucağından kopup gelmiş sanatçıları ve sanatı yaşayan bir olay durumuna getirmesiyle yalnız Fransa’nın değil sanat yaşamının da hâlâ en canlı, en devingen bir başkenti durumunda. Bir sanatçının ya da bir dönemin yapıtlarını bütünüyle değerlendirmek, “olay” durumuna dönüştürmek açısından toplu sergilerin yıldönümlerinin önemi yadsınamaz. Bu bakımdan geçen yıl Paris’te düzenlenen iki Picasso sergisini 179’un en önemli sanat olayı sayabiliriz. Mart ayında Marais Kültür Merkezi’nde açılan ilk Picasso sergisinde , ünlü sanatçının 1970/72 arasında gerçekleştirdiği 156 gravür ile bu çalışmalar arasında yaptığı 97 taslak yer almıştı. Jacqueline ve Maurice Guillaud’nun birlikte düzenlediği bu serginin en önemli özelliği Picasso’nun gravür çalışmalarını ilk taslaktan son biçimini alıncaya değin izleme olanağı sağlamasıydı.

    ---

      Beaubourg’da Belçikalı gerçeküstücü ressam Rene Magritte üç ay boyunca sergilenirken, 18. yüzyılın Fransız natürmort ustası Jean – Baptiste Chardin (1699-1799)’in ölümünün 200. yıldönümü dolayısıyla Grand Palais’de düzenlenen sergisi de geniş bir ilgi topladı. Açılışını Fransa Cumhurbaşkanı Giscard d’Estaing’in yaptığı dünyanın çeşitli koleksiyonlarından derlenen sergide Chardin’in 140 resim, pastel ve deseni yer alıyordu.

      1979 yılının son günlerinde Paris’te Pompidou Kültür Merkezi’nde açılan ve 1980 Nisan’ına değin sürecek Salvador Dali toplu sergisi de bugünlerin önemli sanat olaylarından biridir. 1904 yılında İspanya’nın Figueras kentinde doğan ve 1928’de Paris’e, 1940’da ABD’ye yerleşen Dali, gösteriye düşkün davranışlarıyla dünyada ün kazandı. Resimlerinde sinema yöntemine benzer etkiler oluşturan ve us dışı, şaşırtıcı görüntülerle gerçeküstücü akımı psikanaliz doğrultusunda geliştiren Dali, yayınladığı “Us Dışının Fethi” (1930/35). “Salvador Dali’nin Gizli Yaşamı” (1942). “Nasıl Dali Olunur” (1977) adlı kitaplarıyla da büyük ilgi uyandırdı. Paris’teki retrospektif sergisinin de aynı ilgiyi toplayacağı çok açık..

      ABD’de New York’un güzelleştirilmesi ve çevre düzenlenmesi yolunda geçen yıl girişilen sanatsal çalışmaları da burada sayabiliriz. İstasyonlarda büyük ışıklandırmalarla yapılan sanat gösterileri, Times alanında yere sesler çıkaran ıskaralar döşenerek heykeller dikilmesi, bu arada kentin ağaçlandırılmasına sanatçıların da katılmasıyla bir estetik ve beğeni düzeyinin günlük yaşamla bütünleştirilmesi gözetiliyor.

      Komşumuz Irak’ın başkenti Bağdat’da geçen yaz aylarında düzenlenen ve Mezapotamya’da gelişen tüm eski uygarlıkları kapsayan sergi de yılın önemli olayları arasındaydı. M.Ö. 5000- M.Ö. 3000 yıllarında oluşan Sümer sanatının örnekleri, Ur, Uruk Eridu kazılarından çıkmış yüzlerce heykelçik, tanrı ve tanrıça heykelleri ile mühürler ve altın işlemeciliğinin seçkin örneği olan takılar sergide çok ilgi çekmişti.

    .

    26 Haziran, 2012

    On Yıl Sonra


       İlgili Gönderiler:

    - Ölüm Kuyuları ve Tek Taş Yüzük


     

    Charles Taylor  Sierra Leone’deki iç savaşın sona ermesinin yedinci yıl dönümünde, ilgili gönderiler kısmında da paylaştığım yazıyı yazmıştım bu ülkeyle ilgili.

      İç savaşın üzerinden on yıl geçmişken, 1997 yılında isyan çıkararak hükümeti deviren üç kişiye (Alex Tamba Brima, Brima Kamara ve Santigie Borbor Kanu) destek verip karşılığında Sierra Leone’nin elmaslarını ülkesine kaçıran Liberya’nın eski lideri Charles Taylor (sağda), nisan ayında, aralarında cinayet, tecavüz ve terörün de bulunduğu on bir farklı suçtan hüküm giyerek Mayıs ayında elli yıl hapse mahkum edildiğinde, hakim Taylor’la ilgili kararını şu şekilde ifade ediyordu:

    “Sanık, insanlık tarihinin gördüğü en gaddar ve tiksindirici suçlardan bazılarına yardım ve yataklık etmekten ve bazılarını da planlamaktan suçlu bulunmuştur.”

      Boston.com, iç savaşı geride bırakan ve fakat madenleri yüzünden sömürülmeyi ve fakirliğe mahkum olma hissini atlatamayan Sierra Leone’yle ilgili, Reuters fotoğrafçısı Finbarr O’Reilly’nin yirmi sekiz fotoğrafından oluşan güzel bir derleme yayımladı.

      İşte Sierra Leone, en canlı renkleri barındıran ve en sevimli içeriğe sahip fotoğraflarında bile bu kadar mutsuz bir ülkedir.

     

    bp2

    bp14bp10

    bp23bp28

     

       Bağlantılar:

    - Boston.com – Big Picture - Sierra Leone: 10 years after Civil War

    .

    04 Nisan, 2012

    Google Art Project


       İlgili Gönderiler:

    - Renoir, Dans Eden Çiftler


      Dance in the Country – Dance in the Country isimli resimdeki kadının ise Renoir için başka anlamlar ifade ettiği anlaşılıyor. Modelin ağzı açık, dişleri gözüküyor ve dudakları yukarıya doğru kavisli. Diğer iki resimden farklı olarak bu kadının mutlu olduğu belirgin. Ressamın, Aline Charigot ismindeki bu kadını mutlu resmetmesinin nedeni, ileride onunla evlenecek olması olabilir mi? Muhtemelen.

                               


      İlgili Gönderiler bölümünde paylaştığım 2010 tarihli yazımdaki merak noktalarından olan “kadının ağzı mı açık, dişleri mi gözüküyor, dudakları ne tarafa bakıyor, mutlu mu mutsuz mu” gibi soruların herhangi bir anlamı kalmadı. Artık Renoir’ın karısının dudaklarına sevgilinizin dudaklarından daha çok yaklaşma imkanınız var ve aşağıdaki resme tıklayarak beni onaylayabilirsiniz.


      Bugünün en güzel ve önemli haberi Google ile ilgili.

      Google’ın, 1 Şubat 2011’de başlattığı çevrimiçi sanat sergisi o dönemde kısıtlı ve değerli bir içeriğe sahipti. 17 koleksiyondan eserlerin bulunduğu bu müthiş proje genişledi ve 155 koleksiyona ulaştı. Oldukça basit bir kullanımı olan Google Art Project, aradığınız esere ulaşmak yahut sadece dolaşmak için sanatçı, ülke ve müze isimlerden oluşmak üzere, üç temel yöntem sunuyor. İstediğiniz sayfayı sol paneldeki menü vasıtasıyla çeşitli sosyal tabanlı sitelerde paylaşabileceğiniz gibi, kişisel galerilerinizi isimlendirip istediğiniz eserlerden oluşan çeşitli koleksiyonlar oluşturabilirsiniz.

     

    gogh


    Kağıthane’de Cirit

     

      Türkiye’den de Pera (42 sanatçı, 140 eser) ve Sakıp Sabancı (39 sanatçı, 50 eser) müzelerinin bulunduğu projeye benim gibi, hayranlıkla göz gezdireceğinize ve mutlu yaşamanıza engel olmasa bile, uzun süredir güzel bir şeylerle karşılaşmamanın da sıkıcı bir şey olduğuna kanaat getireceğinize eminim.

     

     

       Bağlantılar:

    - Google Art Project

    .

    27 Mart, 2012

    Hürriyet, 1980 Ansiklopedik Yıllığı #5 - Merhaba 21. Yüzyıl #2


      İlgili Gönderiler:

    - Hürriyet, 1980 Ansiklopedik Yıllığı  #1  -  #2   -  #3

    - Hürriyet, 1980 Ansiklopedik Yıllığı  #4 - Merhaba 21. Yüzyıl #1



    Kronolojik yurt ve dünya olayları, geçen yılın içte ve dışta en önemli 10 olayı, Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanlarının ve başbakanlarının biyografileri, geçen yılın sanat olayları, son 10 yılda dünyadaki en önemli gelişmeler, sağlık bilgileri, dünyadaki dinler, 21. yüzyıl dünyası, enerji, ekonomik ve dünya hareketlerinin incelenmesi ve tarihi, coğrafi konuları içeren binlerce bilgi…

    Fiyatı: 100 LİRA

     

      Otuz üç yıllık bir kitaptan kayda geçirdiğim gönderilerin beşincisi, Hürriyet’in gözünden yirmi birinci yüzyılda bizlerin nelerin beklediğine dair öngörülerin de ikinci yazısıdır.

       Bu yazıda bahis mevzusu başlıkları,

      - Yosunların Önemi (yosun püresi, yosun salatası, soslu yosun haşlaması),

      - XXI. yüzyılda öğretmenlerin gereksizliği,

      - Garson kızların yerini alan robotlar,

      - Spor aktivitelerinde yeni rekorların kırılamaması nedeni ile başlayan roket rallileri

    şeklinde özetleyebilirim

     

    YOSUNLARI HOR GÖRMEYİN


      Aslında artan nüfus ve yoğun kentleşme sorunu içinde insanoğlunun ne süre taze besin sebze, meyve yiyebileceği merak konusu tabii. Aşı, besleyici vitamin ve gübreleme ile verimin artırılmasına karşılık, ekim yapılan alanların azalacağı gerçeği, 21. yüzyıl insanını bir kilo elmaya iki bin lira ödeme zorunda bırakabilir. Yiyecekten söz etmişken, Okyanusların el değmemiş sayabileceğimiz besin kaynağı yosunları unutmamak gerek. Bugün bazı uzak doğu ülkelerinde yenen yosunun 2000 yılının ev kadınınında pek rağbet edeceği bir yemek malzemesi olacağı şüphesiz.

    (21. asırda ev işlerinin hemen hemen tümü robotlar tarafından görülecek. Hizmetçilikten sekreterliğe kadar her işi üstlenen robotlar tamir masrafı dışında hiç bir sorun çıkarmayacak hatta çocuğunuza dadılık bile edecekler.

      21. asrın ziyafet sofralarında yosun püresi, yosun salatası, soslu yosun haşlaması belki de şık kutularda sunulan protein peltelerinden vitamin haplarından çok daha leziz olacak. Hap derken şaka etmiyoruz. Şimdiden NASA’nın uzay adamları için hazırladığı konsantre paket yemeklerini kapış kapış alıp kullanan batının pratik kadınının 21 yıl sonra işin daha da kolayına kaçıp vakit almayan, mideyi yormayan sindirimi kolay besin haplarıyla sofra kuracağına kuşku yok. Hatta günün modern mutfak araçlarından sayılan bulaşık makinesinin bile bir kere kullanılıp atılan plastik kağıt veya benzeri bir maddededn yapılmış tabaklar yüzünden modası geçmiş ilkel araçlar sınıfına dahil edilmesi işten bile değil. Bu da günümüzün porselen pyrex ve plastik tabaklarına geçmiş asırdan kalma antika araçlar olarak anılma şerefini bahşedecek.

     

    OKULLARDA ÖĞRETMEN YERİNE BİLGİSAYAR


      -Baba, okuldan seninle görüşmek istiyorlar"

      -Ne o, yine mi notların düştü?

      -Evet ama benim suçum yok. Ödevlerime yardımcı olan mini bilgisayarım bir haftadır tamirde.

      Ve kalkıyor, çocuğunuzu eğitmeye uğraşan bilgi dolu makinelerle göreşmek üzere 2000 yılının okuluna gidiyorsunuz. Bin hatta iki bin kişiyi içine rahatça alan, ekranlar, bilgisayarlar, elektronik aygıtlarla dolu amfiteatr biçiminde bir salona giriyorsunuz. Çocuğunuzun kayıt fişini, kontrol görevini yapan kompüterin deliğinden soktuğunuz an yine ışıklar yanıp sönüyor ve ekranda, o dönem alınan notlarla birlikte öneriler de sıralanıyor: Yetersiz. Ders programı iki saat daha uzatılacak. Eski ders saati 8.30-12.30. Yeni ders saati 8.30-14.30. Ya da çalışkan bir ortaokul öğrencisinin ekran dosyasına bir göz atalım: “Üstün başarı saptandı. Genel kültür, zeka, yetenek düzeyi yüksek. Üç dönem atlayabilir. Meslek eğitimine geçmeye hazır…”

      Evet, 2000 yılında öğrenim belki de böyle olacak. Ğeniş öğrenci kitlelerine ders veren, sınav yapan bilgisayarlar, yetersiz öğrencilere evde minik okul kompüterleri yardımıyla ödev hazırlamalarını önerecekler. Zeka ve yetenek derecelerine göre gruplandırılmış sınıflarda derslerin hemen ardından öğrenci, önündeki haberleşme düğmesine basarak egzersizleri kompüterlerin önderliğinde doğrulamalı olarak yapacak. Takıldığı an, oturduğu koltuğun kenarındaki küçük ekranda ana metin ayrıntılı olarak yeniden açıklanacak ve öğrencinin konuyla ilgili soruları özel olarak bilgisayar kanalıyla cevaplandırılacak. Eğer çocuğun hala bir şüphesi kalırsa evdeki merkezle bağlantılı mini okul bilgisayarı devreye girecek ve işin en güzel yanı; ana babaların çocuklarıyla birlikte akşamları problem çözme kabusu sona ermiş olacak.

    image4


      MESLEKLER EL DEĞİŞTİRİYOR

      Muhteşem bir otelin kapısından içeri girdiniz diyelim. Resepsiyona ilerleyecek nasıl bir oda istediğinizi söyleyeceksiniz. Sese duyarlı, dört beş dil bilen resepsiyonist bilgisayarın kolu size oda kapınızın anahtar kartını uzatacak ve kimliğinizi konuklar listesine kaydedecek.

      Karnınız mı acıktı? İşte köşede büyük bir lokanta sizi bekliyor. Yalnız sevimli garson kızlar ümit etmeyin. Burada karnınızı ya tepsinizi parayla işleyen dev dolaplardan aldığınız yiyeceklerle dolduracak, ya da bugünkülere pek benzemeyen mekanik yürüyüşlü robot garsona menüden bir şeyler ısmarlamakla yetineceksiniz.

      Veya gürültülü komşunuzla mahkemelelik olduğunuz diyelim. İyi bir avukat gerek size. Gidip bir avukatlık firmasından tüm yasaları içeren bir makine kiralayacak ve koyulan kurallara uyğun muhakeme ve savunma yapabilen bir makinenin sizi yargıç önünde haklı çıkarmasını bekleyeceksiniz.

      Ya da diyelim mide ağrılarından şikayetçisiniz. Bir asır öncesinde olduğu gibi hemen doktora koşmak gereksiz. Kalkıp bir hastanenin teşhis servisine, uzman bir bilgisayara muayeneye gideceksiniz. Sizi tıbbın en gelişken yenilikleriyle baştan başa tarayan makine teşhisinizi koyup ancak ondan sonra tedavi için doktora yollayacak.

      Bu durumda kimbilir belki de 2000 yılının en geçerli meslekleri robot imalat bakım ve tamir firmaları, güneş pili yapımcılığı, uzay dünyü dolmuşçuluğu olacak. Günlerce gazetelerde ilan verip iş arayan bir tornacı ve petrol uzmanı sonunda eleman arayanlar sütunlarındaki şu isteklere göz gezdirmek zorunda kalacak: Okyanus dibindeki şantiyemizin mutfağı için doğal su ürünleri seçimi yapabilecek bir uzman aranıyor… Uzay psikolojisi konusunda en az beş yıllık iş tecrübesine sahipseniz bize başvurunuz… Biyonik aktörlerle dövüşecek 100 figüran alınacak. Müracaat: Uzay Stüdyoları, Hollywood…

    image3


      REKORLAR KIRILMAZ OLUNCA

      Bugün tüm dünyayı heyecandan çılgına çeviren yüzme ve atletizm remortmenleri, 21. asırda önce bir süre biyonik yedek parçalardan medet umacak, bir noktadan sonra da o daldaki rekorları kırılamaz hale getirecekler. Böylece birçok spor dalı unutulurken rekorlara açık yeni branşlar örneğin roketlerin yarıştığı uzay rallileri ve astronot elbiseleriyle havada oynayan uzay futbolu doğacak.

      Diskotek ve konser salonlarında ise elektronik beyinlerin besteledikleri şarkı ve melodilerle eskisi gibi hızlı hareket etme yeteneğini yitiren gençliği, ellerinden geldiğince coşturmaya çalışacaklar. Yine de 21. yüzyılın en şanslı kişileri çocuklar olacak. Ellerinde suni dondurma, uzay lunaparklarında doyumsuz saatler geçirecek, gezerken otolardan inip roketlere binerek göktaşı savaşlarını izleyip astronot elbiseleriyle fotoğraf çektirerek çocuk olmanın hiçbir asır değişmeyen sevincini yaşayacaklar.

        

       Bağlantılar:

    - Yazıdaki resimlerin kaynağı
    .

    18 Mart, 2012

    Fellini’nin Kubrick’e Telgrafı


      İlgili Gönderiler:

    - Kubrick’in Anlatımıyla 2001: Bir Uzay Destanı’nın Konusu

    - Kubrick Fotoğrafları


        Bu telgraf, 1968 yılında, Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey (Bir Uzay Destanı) filminin gösteriminden kısa bir süre sonra Federico Fellini’nin Kubrick’e gönderdiği mesajı içermektedir.

      Fellini’nin filmden aldığı hazzın iki cümlelik özetinin Türkçesi şu şekildedir:

      “Sevgili Stanley

      Filmini dün izledim ve coşkumdan  heyecanımdan sana bahsetme ihtiyacı  hissettim

      Sana gittiğin yolda bol şans dilerim”

      -Federico Fellini

     

     

      Bağlantılar:

    - Kaynak: 12

    .

    10 Mart, 2012

    Fakir Joe’nun Ölümü


      Birkaç sene önce, Hans Christian Andersen’in Kibritçi Kız (The Little Match Girl) hikayesinden uyarlanan 1902 yapımı ‘The Little Matchseller’ filmini burada, A Propos of the Wet Snow’da paylaşmıştım.

     

      Bugün ise, Charles Dickens’in doğumunun iki yüzüncü yılında (2012) BFI (İngiliz Film Enstitüsü) arşivlerinde tesadüfen bulunan ve Dickens’ın eserinden bir karakter (Jo, Kasvetli Ev, –Bleak House-) barındıran ilk film olan, 1901 yapımı Fakir Joe’nun Ölümü (The Death of Poor Joe) filmini paylaşıyorum. Aynı yazıda Kibritçi Kız filmine atıfta bulunmamın sebebi, 1901 yapımı bu filmin hikayesinin, Kibritçi Kız hikayesine benzerliğinin bilinmesindendir.

      Görüldüğü gibi, George A. Smith tarafından çekilen ve Joe (Jo) rolünü üstlenen kişinin yönetmenin karısı olduğu bilinen 111 yıllık bu film, kaydın netliği bakımından harika durumda.

     

     

       Bağlantılar:

    - Hans Christian Andersen

    .

    28 Eylül, 2011

    On Üç Yaşında Bir Kadınla Yatan Ünlü Yönetmen Polanski, Yaşam Boyu Başarı Ödülünü İki Yıl Gecikmeli Olarak Alabildi


      “Ev hapsi cezasını 1 yıl önce tamamlayan 78 yaşındaki Polanski, Zürih Film Festivali'nde, ''Dostlar, ne diyebilirim. Geç olsun da güç olmasın'' diyerek kendisini alkışlayan davetlileri güldürdü. Polanski, İsviçre'de bulunmaktan dolayı duygulandığını belirtti.

      Polanski, Zürih Film Festivali'nde, Bern Kantonu Gstaad köyündeki Alp dağ evinde geçirdiği elektronik bilezikli ev hapsi günlerini işleyen yeni filmi ''Film Anısı''nın gösterimini yaptı.”


      Anadolu Ajansı’nın yukarıdaki cümleleri de içeren, –kim bilir neden- isnat edilen suçtan bahsetmediği haberinde; “Polanski'nin Zürih'e gelişi, 2009'da bu kentin havalimanında ABD'nin 33 yıldır süren tutuklama müzekkeresi yüzünden tutuklanması bakımından büyük önem taşıyor“ cümleleriyle geçiştirilen ve Roman Polanski’yi ülkeden ülkeye kaçırtan hali kısaca özetleyeyim.

     

      Roman Polanski, 1977 yılında (41 yaşındayken) Los Angeles’ta, oyuncu Jack Nicholson’ın evinde bir fotoğraf çekimine konu ettiği 13 yaşındaki bir kadın ile çekim sonrasında cinsel ilişkiye girmiştir. Samantha Geimer isimli bu kadın mahkemede, fotoğraf çekimi esnasında çıplak olduğunu söylemiş, Polanski’nin tavırlarında bir garipliğin olduğunu anladığını ve istememesine rağmen ikinci çekimin de gerçekleştirilmesinden sonra Polanski’nin kendisiyle ilaç (uyuşturucu) vererek ilişkiye girdiğini belirtmiştir.

      Aynı yıl ortaya çıkan bu olay dolayısıyla suçlandığında, cinsel birleşme iddiasını mahkemede doğrulayan Polanski, Geimer’in avukatının da isteğiyle kefaret (Plea Bargain) karşılığında, isnat edilen altı suçtan beşinden beraat ederken, yalnızca küçüklerle cinsel ilişki suçundan (Statutory Rape, Türkiye’de: Reşit Olmayanla Cinsel İlişki) suçlu bulunarak, serbest bırakılmıştır.

      Buna rağmen, hakimin bir süre sonra fikrini değiştirip hakkında tekrar tutuklama kararı almasıyla 1978 yılında İngiltere’ye kaçan Polanski, İngiltere’nin kendisini sınır dışı edeceği korkusuyla Fransa’ya sığınmış ve burada vatandaşlık hakkı elde etmiştir.

      1988 yılında Geimer, cinsel saldırı ve bilinçli duygusal baskı uygulama suçlarıyla Polanski’yi dava etmiş fakat taraflar 1993 yılında tekrar anlaşmışlardır.

      ABD’de hakkında yakalama kararı (hala devam etmektedir) bulunmasından dolayı Polanski bir daha bu ülkeye dönmemiştir. Polanski’nin avukatları 2008 yılında, Amerikan mahkemesine hakkındaki davanın düşmesi için başvurmuş fakat başvuruları reddedilmiştir.

      2009 yılında Zürih Film Festivali’nin kendisine verdiği yaşam boyu başarı ödülü için İsviçre’ye giden Polanski, bu ülkede (ABD’nin de baskısıyla) tutuklanmıştır. Polanski iki ay cezaevinde kaldıktan sonra ev hapsine alınmış, bu esnada da İsviçre Polanski’yi Birleşik Devletler’e vermeyi reddetmiştir.

      Olaydan seneler sonra Geimer, Polanski’nin hatasını anladığını düşündüğünü, artık serbest bırakılması gerektiğini söylemiş; medyanın, mahkemelerin ve yargıçların -kendisine yaşadığı mutlu hayata rağmen- konunun tekrar tekrar gözününe getirilerek Polanski’den daha fazla zarar verdiğini belirtmiştir.

      Ayrıca aralarında Woody Allen, Pedro Almodovar, Alejandro Gonzalez Inarritu, Wim Wenders ve Martin Scorsese gibi yönetmenlerin ve oyuncuların da bulunduğu 100 kişi, 2009 yılında Polanski’nin serbest bırakılması için imza kampanyası düzenlemiştir.

      Polanski, serbest bırakılmasının üzerinden yaklaşık bir yıl sonra 28 Eylül 2011 günü yani bugün, iki yıl önce alamadığı yaşam boyu başarı ödülünü yine Zürih’te, alkışlarla almıştır.

     

    .

    22 Eylül, 2011

    Hayatımın En Güzel Gecelerinden Biri(nin Sonu)


      Sanıyorum sabah saat üçü geçiyor. Doksan sekiz senesi olmalı. O dönem her gece olduğu gibi, bir şeyler okuduktan sonra birkaç saat uyuyamamanın getirdiği boş vakitteki sıkılgan halimi, televizyon izleyerek gidermeye çalışıyorum. Kanal D’de Kaygısızlar’ın tekrar bölümünü mü izliyordum, hatırlamıyorum. Bir ara sıkıntıdan kanalları hızlıca değiştirmeye başlıyorum. Yirmi otuz saniye sonra sarı logolu bir kanala denk geliyorum, ismi ViVA.

      Sahnede kel bir adam var. Kulağındaki kulaklık kıvrılarak yeşil kazağından içeriye giriyor.  Elli-yüz kişilik bir salonda ve ışıl ışıl bir sahnede, parlak ve makyajlı gözleriyle seyirciye bakarak şarkı söyleyen güzel ve etkileyici bir adam. Hayran kalıyorum. Parıldayan, kıvılcımlar saçan bir şeyler okuduğumda, dinlediğimde ya da gördüğümde olduğu gibi gözlerim açılıyor yine, dikkat kesiliyorum.

      Kel adamın arka tarafındaki müzisyen grubu beş kişiden oluşuyor. Şarkıcının karşısındaki kamera yayını ele aldığında, arka tarafta, ışığın altında duran ve kel adam kadar net gözüken bir davulcu var. Gruptaki asıl dikkat çeken adam uzun saçlı gitarist. Grubun diğer üyelerine göre daha baskın bir görüntüsü var, biraz da yaşlı gözüküyor. İzleyiciye göre solda, sarı bas gitarıyla şarkılara eşlik eden, bazen de vokallik görevini icra eden, sarışın ve gözlüklü bir adam.  Gruptaki diğer iki kişi dikkatimi çekmiyor. Sahnedeki her şeyi dikkatlice incelerken bir alt yazı geçiyor: Daysleeper

      Kel adam, Daysleeper’ı okuduktan sonra “please welcome, P…(?) Smith” şeklinde bir anons yapıyor ve seyirci çılgınca alkışlamaya başlıyor. Gelen kişinin de ünlü biri olduğunu anlıyorum. Biraz sonra sahneye uzun eteği ve başındaki siyah beresiyle, kabarık saçlı, zayıf, büyük burunlu, avurtları çökmüş bir kadın geliyor.

      Kel adam ve zayıf kadın yanyana duruyorlar. Kel adam şarkıya başlıyor. Manifesto okur gibi içten söyleme başlıyor şarkısını. Tüm sözleri anlayamıyorum ya, anladığım kadarıyla şoke oluyorum. Sıra nakarat bölümüne geldiğinde zayıf kadın ‘I'll take you over, there’ dizesini birkaç kez tekrar ediyor. Sonra tekrar sözler, tekrar nakarat. Bir süre sonra beraber söyleme başlıyorlar farklı sözleri:

      “Tastes like fear, pulls us near”  - “There baby, there”

      Daha önce böyle bir şey işitmediğimi yahut izlemediğimi anlıyorum. Oturduğum yerde doğruluyorum. Her heyecanlandığımda olduğu gibi, ellerimin içinin çokça terlediğini fark ediyorum.

      Zayıf kadın beresini çıkarıp, ‘there baby, there’ diyerek büyük bir coşkuyla şarkıyı bitiriyor. Daha sonra kel adama gülerek bakıyor. Seyircilerin alkışları arasında kel adam zayıf kadının kulağına bir şeyler söylüyor ve zayıf kadını “Paty-Patty-Patti (?) Smith” diyerek uğurluyor.

      Konserin bir yerinde kel adam eline bir albüm alıyor ve yeni albümleri olduğunu belirterek mavi bir kapağı olan UP isimli albümlerini tanıtıyor. O an, grubun isminin R.E.M. olduğunu ve aslında onların bir şarkısını zaten bildiğimi (malum şarkı) öğreniyorum.

      Konserin geri kalanını da hayranlıkla dinledikten sonra koşarak bilgisayarda Netscape Navigator’ı açıp R.E.M.’in ne olduğunu öğrenmeye çalışıyorum. Birkaç şey okuduktan sonra alacağım ikinci albümün hangisi olacağına da karar veriyorum; Automatic for the People.

      Bu iki albüm, daha sonra satın alacağım ona yakın R.E.M. albüme dayanak oluşturuyor.

      Ertesi gün aynı kanalı, aynı saatte tekrar açıyorum ve fakat bu kez Bryan Adams konseriyle karşılaşıyorum; bir sonraki gece ise The Corrs konseriyle. Birkaç gün sonra, aynı konser kayıtlarının bu kanalda sürekli döndüğünü fark ediyorum. R.E.M.’in o konserini ise denk geldiğim her vakit, onlarca kez izlediğimi hatırlıyorum.

     

      Dün, R.E.M.’in dağıldığını öğrendim. Haberi okuduğum an, tüm dinlemelerim boyunca, hangi an neyi hissettiğimin, grubun bana hangi ruh hallerimde eşlik ettiğinin ve bir sürü R.E.M. kaseti ve CD’siyle büyüdüğümün farkına vardım.

      Bir şeye anlam yüklediğinizde, o şeyin sonunun gelmesiyle sizin de bir yönden sonunuzun geldiğini anlıyorsunuz. Fakat bunun kötü bir şey olduğunu düşünmeyin. Ölene kadar sizin olacağını bildiğiniz ve buna emin olduğunuz bir şeyin anlamını kısa sürede yitirirsiniz.

      Anlamını yitirmemek için kendisini yitirmelisiniz, hiçbir zaman unutmamak ve anlamlı kılmak için.

      Yine de çok mutsuz olduğumu söylemeli miyim?

     

                Zayıf Kadın ile Kel Adamın şarkısı: E-Bow the Letter

     

       Bağlantılar:

    - Şarkının Sözleri

    - Açıklama – REMHQ

    .

    18 Temmuz, 2011

    Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #4 – İki Yeni Şiir, Bir Kayıt - Nazım ve Vera (Video)


    Kayıt

      Ocak ayında, Yapı Kredi ile İş Bankası Kültür Yayınları ortaklığıyla gün yüzüne çıkarılan; Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun, Nazım Hikmet’in şiirlerini  (Amerika’dan getirttiği ses kayıt cihazı ile) onun sesinden banda kaydettiği Kendi Sesinden Şiirler’den, henüz yayımlanmadan önce bahsetmiştim.

      Bedri Rahmi’nin arşivinden Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’na teslim edilen bazı görüntüler ise, geçen ay televizyonlarda gösterildi. Nazım Hikmet, Vera Tulyakova ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun görüntülendiği kayıtta, Vera’nın ‘Saman Sarısı’ saçlarını ve  Nazım Hikmet’in Bedri Rahmi’ye sarılışı gözüküyor. Görüntülerin, Nazım Hikmet’in ölümünden bir yıl önce, 1962 yılında kaydedildiği biliniyor.

      Ben de, Paris’te kaydedilen ve Nazım Hikmet’in ilk kez renkli görüntülendiği bu kaydın videosunu Anadolu Ajans’ın sitesinden alarak, üzerindeki sesi silip sadece Nazım Hikmet’in kendi sesinden okuduğu Saman Sarısı şiirini ekleyerek, bu kayda televizyon yahut internette rast gelmeyenler ile paylaşmak istedim:

     

     

       Bağlantılar:

    - Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #1 - Dört Güvercin

    - Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #2 – Sarı Seyfettin

    - Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #3 – İki Yeni Şiir, Bir Kayıt

    .

    11 Haziran, 2011

    Hürriyet, 1980 Ansiklopedik Yıllığı #4 - Merhaba 21. Yüzyıl #1


    Hrriyet[2][6]Kronolojik yurt ve dünya olayları, geçen yılın içte ve dışta en önemli 10 olayı, Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanlarının ve başbakanlarının biyografileri, geçen yılın sanat olayları, son 10 yılda dünyadaki en önemli gelişmeler, sağlık bilgileri, dünyadaki dinler, 21. yüzyıl dünyası, enerji, ekonomik ve dünya hareketlerinin incelenmesi ve tarihi, coğrafi konuları içeren binlerce bilgi…

    Fiyatı: 100 LİRA


     

      Hürriyet 1980 almanağından yaptığım alıntıların (1, 2, 3) belki son, belki de sondan bir önceki ve en eğlencelisi: 2000 yılların başında bizleri neler bekliyor.

      Bu ilk bölümde var olan, 1980 yılı itibarıyla 21. yüzyılda bizi nasıl bir dünyanın beklediğiyle ilgili başlıkları özetlemek gerekirse:

    • Biyonik revizyonlar, suni kan, biyonik insanlar ve uzuv bankaları
    • Biyonik insan olmak için gerekenler
    • Kavanoz bebekleri, adım başı Muhammed Ali, John Travolta ve Arthur Rubinstein
    • Kanserin sonu
    • Torununun torununu göremeyecek olanlar için çözüm yolları, 100 yaşına kadar yaşamanın sıradanlığı
    • Evdeki hizmetçiniz Robot A’nın sofraya konsantre çorba ya da 2 aylık tavuğu getirmesi
    • Yosunları hor gören gören karakter yoksunlarına tokat gibi cevap ve ev kadınlarının yosun tutkusu

      Aşağıdaki satırların tümü -not kısmı hariç-, bahsi geçen almanaktan alınmıştır.

     

    MERHABA 21. YÜZYIL

     

    Hürriyet Gazetesi 1980 Ansiklopedik Yıllığı


      İşte 2000 yılında orta halli bir ailede karı-koca kavgası:

    5 yıldar Prenses Croline yüzüyle dolaşıyorum. Vallahi bütün komşular alay ediyor. Çoktan modası geçti bu yüzün. Hoş ben rezil olmuşum, demode demişler, senin umurunda mı?”

    -“Hanım elimiz bollanınca yine yüzünü değiştirirsin. Bak çocukların okul taksidi var bu ay…”

    -“Kim dedi onları ay’da okut diye. Yol masrafının altından bile zor kalkıyoruz. Hadi güzellikten geçtim, bari gidip şu kalbimi yeniletelim. İkide bir aksamaya başladı. Bir gün tak diye duruverirse, iki çocukla bir başına kalırsın. Yine dua et, başka kadınlar gibi kalbim ille debiyonik olsun demiyorum. Normal bir nakil yaptırsak yeter.”

      Ve karı-koca kalkıp uzuv bankasına gidiyorlar.

      Evet, 2000 yılı ve sonrasında sağlık dünyasında yeni alışkanlıklar var. Ama önce 21. yüzyıl insanının hiçbir rötüş yapılmamış görünümüne göz atalım: Sağ kolu sol kolundan uzun, gözleri büyümüş küçük ayaklı, eklemleri zor hareket eden koşmayı unutmuş bir nesil. Nakillere, estetik ve biyonik revizyona girmediği takdirde “insan”ın görünümü böyle olacak.

      Ama dileyen için bionik kol ve süper gözden güçlendirilmiş beyinlere kadar her tür imkan hazır bulunacak.

      Böbrek yetersizliği mi çekiyorsunuz? Hemen uzuv bankasına koşup eskisini yenisiyle değiştirebileceksiniz. Paranız bol ise hiç bozulmayan bir metalden yapılan ve vücuda kolaylıkla uyum sağlayabilen otomatik suni böbreği hiçbir rahatsızlık hissetmeden kullanabilecek, ağrılara paydos diyeceksiniz. Suni kanla birlikte hiç tıkanmayan yapay damarlar ömrünüzü uzatırken, bir de bakacaksınız sağınız solunuz biyonik insanlarla doluvermiş…

     

    SİZ DE BİYONİK ADAM OLABİLİRSİNİZ

      Lee Majors ve Lindsay Wagner ile Linda Carter biyonik adam ve kadının rücizelerini şimdilik yalnızca ekran ve beyazperdede sergiliyorlar ama önümüzdeki çeyrek asır içinde insan uzuvlarının elektronik ve mekanik yedek parçalarla değiştirilmesi, kurgu bilim olmaktan çıkacak. Bilgisayarlı minik TV kameralı gözleri, bilgisayar denetiminde hareket eden kol ve bacakları, ses ve mıknatıs komutlarıyla faaliyete geçen adeleleriyle kelimelere dönüştürüp, konuşmasını bile becerecek. Gerçek şu ki, “anadan doğma insan”ın yerini “sonradan alma” bir nesle bırakacağı günler pek uzak değil.

     

    TÜP BEBEK SONRA KOPYA BEBEK VE KAVANOZ BEBEĞİ

      1978 yılının harikası tüp bebek Louise Brown 2000 yılında 22 yaşında güzel bir genç kız olarak dünyanın ilk tüp bebeği ünvanını korurken, bu yöntem artık fallop borusu tıkalı anneler için çocuk sahibi olmayı mümkün kılacak basit bir buluş olarak yaygın biçimde kullanılacak. Hatta doğum yapması mümkün olmayan kadınlar bile, tüptü döllenip rahim şartlarının aynen yaratıldığı bir kavanozda gözlerini dünyaya açan yavrular sayesinde analık zevkini tadabilecekler.


    Not: Bahis mevzusu kadının doğduğu dönemden bir gazete kupürü ve Louise Brown’ın 2003 yılında BBC’de yayımlanan haberi ve fotoğrafı:

            louise_brown   _39327017_babies_pa_203


      Günümüzde yeni gelişmeye başlayan genetik mühendisliğinin şimdiden çalışma kapsamına aldığı, “Kopya insan” üretimi deneyleri sonunda ise, ahlaki değerlerin ve yasaların izin vermesi koşulu ile arzulanan kimseden alınan tek bir hücre ile o kişinin bir kopyasını yaratmak mümkün olacak.

      Örneğin bir Muhammed Ali, bir Arthur Rubinstein bir John Travolta yaratmak için bu ünlülerden tek bir hücrenin alınması yeterli. Ancak adım başı Muhammed Ali ve Travolta ile dolu bir dünyada, onlara özgü ustalık ve becerinin ne derece kıymetini koruyacağı da meçhul tabii.


    VE KANSERE AÇILAN SAVAŞ KAZANILIYOR

      Günümüzün gözü dönmüş canavarı kansere gelince, bu kabusun 21. asır insanı için geçmişte kalan bir hastalık olacağını şimdiden müjdeleyebiliriz. Karbonhidratlar, nikel, çinko, kobalt, madeni yağlar, nikotin, plastik maddeler ve deterjanların, gerek plastiğe can veren petrolün azalması veya tükenmesi gibi zorunlu nedenlerle, gerekse sağlık önlemi olarak insan yaşamından silinmesi, kanserin kimyasal nedenlerini hemen tümüyle ortadan kaldıracak. Hava kirliliği sorunu ise yeni arıtma ve filtre sistemleri, ayrıca yakıt değişikliği nedeniyle, kanseri davet eden bir etken olmaktan çıkacak.

    Kan kanseri ve yumurtalık kanserleriyle ilişkili olduğu öne sürülen röntgen ışınları ise yeni teşhis sistemlerinin uygulamaya girişiyleunutulurken, suni doku naklinin gerçekleştirilmesi, hastalıklı dokuların tedavisinde yaygın kullanılır bir yöntem olacak.


      AH ÖMRÜM OLSA DA TORUNUMUN TORUNUNU GÖRSEM

      Üzülmeyin göreceksiniz 21. asırda 100 yaşına kadar yaşamak bir temenni, bir umut olmaktan çıkıp sıradan bir nitelik kazanacak. Hatta Californiya Üniversitesi’nden Dr. Alan French’in araştırmaları sonunda vücudu dondurma yoluyla ömrün ortalama üç kat uzatılabileceği şimdiden ortaya çıktı. Bugün 100 kişinin başvurmasına rağmen yasal nedenlerden dolayı buluşunu insanlarda deneyemeyen Dr. French kimbilir belki de 2000 yılında büyük bir öncü olarak adından söz ettirecek.


      EVİNİZİ ROBOTLAR ÇEKİP ÇEVİRECEK

      “22 yılda ne olabilir ki?” demeyin. Belki de farkında olmadan 2000 yılının yaşamını tanımaya başladınız bile. Çok değil kısa bir süre önce Amerikalılar, robot hizmetçilerin gelecek yıl piyasaya sürüleceğini açıkladılar. Düşünün bir kere oturduğunuz zaman vücudunuzun şeklini alan yumuşacık koltuğunuza kurulup, mutfakla haberleşmeyi sağlayan düğmeye basıyorsunuz ve sesleniyorsunuz: “Sade kahve getir” ve sudan ucuza aldığınız iki yıl garantili robot A, üstünde dumanı tüten sade kahveyle ağır ağır yanınıza yaklaşıyor, Acıktınız mı? Yine basın düğmeye Robot A artık her evde geniş çapta kullanılır olan derin soğutucadan çıkardığı 2 aylık bir tavuğu elektronik mikro dalga fırına atıverecek veya konsantre domates çorbası tenekesinden aldığı birkaç damla sıvı ile size doyumsuz bir çorba hazırlayacak.


      YOSUNLARI HOR GÖRMEYİN

      Aslında artan nüfus ve yoğun kentleşme sorunu içinde insanoğlunun ne süre taze besin sebze, meyve yiyebileceği merak konusu tabii. Aşı, besleyici vitamin ve gübreleme ile verimin artırılmasına karşılık, ekim yapılan alanların azalacağı gerçeği, 21. yüzyıl insanını bir kile elmaya iki bin lira ödeme zorunda bırakabilir. Yiyecekten söz etmişken, Okyanusların el değmemiş sayabileceğimiz besin kaynağı yosunları unutmamak gerek. Bugün bazı uzak doğu ülkelerinde yenen yosunun 2000 yılının ev kadınında pek rağbet edeceği bir yemek malzemesi olacağı şüphesiz.

      21. asrın ziyafet sofralarında yosun püresi, yosun salatası, soslu yosun haşlaması belki de şık kutularda sunulan protein peltelerinden vitamin haplarından çok daha leziz olacak.


      Bağlantılar:

    - Hürriyet Ansiklopedik Yıllığı: #1  #2  #3

    .

    14 Ocak, 2011

    Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #3 – İki Yeni Şiir, Bir Kayıt


    nhNazım Hikmet: Başlayayım mı üstat?

    br  Bedri Rahmi:
    Başla reis…

       Nazım Hikmet, Bedri Rahmi Eyüboğlu ile Paris’te beraber olduğu bir dönemde elli yedi şiirini bir banda kaydetmiş ve ne mutlu ki bu eser, Yapı Kredi Yayınları ile Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın ortaklığıyla, 17 Ocak 2011 tarihinde piyasaya sürülecek.

      Bu ortaklığın sebebi, Nazım Hikmet’in tüm eserlerinin İş Bankası tarafından, Bedri Rahmi’nin tüm eserlerinin ise Yapı Kredi tarafından yayımlanmış olması.

      YKY, Bedri Rahmi’den bu kayıtların güzelce saklanmasını isteyen Nazım Hikmet’in daha önce yayımlanmayan ve fakat bu kayıtla bizlere ulaşacak olan aşağıdaki iki şiirinden ilkinin hiçbir kaynakta yer almadığını belirtirken; ikincisinin ise sadece Rusça yayımlanan Seçme Eserleri’nde var olduğunu belirtiyor.

     

    Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
    gölgem gibi demiyorum
    çünkü hasret yanımdaydı zifiri karanlıkta da
    Ellerim ayaklarım gibi de değil
    uykudayken yitirirsin elini ayağını
    ben hasreti uykuda da yitirmiyordum
    Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
    açlıktı, susuzluktu demiyorum
    sıcakta soğuğu, soğukta sıcağı aramak gibi de değil
    giderilmesi imkânsız bir şey
    ne sevinç ne keder
    şehirlerle bulutlarla türkülerle de ilgisiz
    içimdeydi dışımdaydı
    Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
    zaten elimde ne kaldı bu yolculuktan
    hasretten gayrı

    ---

    Bir ucu bir kuyuda kaybolan rüzgârlı bir şosede
    bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
    yüzü saçlarıyla örtülü kavuşma saatımızın
    bir de ağır yürüyor ki deli olmak işten değil
    Bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
    ben de telefon direğine bağlıyım kollarımdan
    yüreğim de yorgun mu yorgun duracak nerdeyse
    bir de alnıma bir su damlıyor aynı yere artsız arasız
    Bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
    ben de seni düşünüyorum da seni düşünüyorum
    ben de seni düşündükçe o da ağırlaştırıyor
    yürüyüşünü
    bu böyle giderse yıkılabilirim direğin dibine
    o yanıma varmadan

     

       Bağlantılar:

    - Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #1 - Dört Güvercin

    - Nazım Hikmet’in bilinmeyenleri #2 – Sarı Seyfettin

    .

    Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
     
    Web Analytics