Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim, 2013

NPR, Tiny Desk – Daughter


  NPR’ın (National Public Radio, ABD) müzik departmanının (Bob Boilen, All Songs Considered) uzun süredir hazırlayıp sunduğu Tiny Desk Concerts bugüne kadar birçok değerli müzisyeni ağırladı (The Tallest Man on Earth, Beirut vb.) ve harika performansların ortaya çıkmasını sağladı.

  Bu performanslardan biri de dün –çok sevdiğim bir grup olan- Daughter tarafından gerçekleştirildi:

 

00:00-04:00 – Youth

04:30-08:20 – Landfill

08:45-13:11 – Tomorrow

 

 

  Bağlantılar:

- NPR

- Tiny Desk Concerts

- Last.fm

.

29 Eylül, 2013

Herbert von Karajan - Requiem


  Saygı duymak zorunda olduğunuzu hissettiğiniz bazı sanatçılar ve sanat eserleri olmuştur. Sanatçıdan hoşlanmıyor olabilirsiniz, manen size hitap etmiyor olabilir, bilmediğiniz bir nedenden o eserden yahut sanatçıdan nefret etmiş dahi olabilirsiniz ve fakat eserin çok kıymetli olduğunun farkındasınızdır ve esere çokça yüz vermeseniz bile arkasından kötü konuşmayı da hak görmezsiniz. Siz bu eserin yerine, daha basit olduğunu, evrensel düzeyde daha az değeri olduğunu olduğunu bildiğiniz ancak inandığınız bir sanatçının size dokunan bir başka eserini kendinize saklarsınız ve kişisel olarak değerli görürsünüz.

  Benim için (Haydar) yazılmış en önemli edebi eser Karamazov Kardeşler’dir ve Karamazov Kardeşler sanatsal anlamda üzerine çıkılamayacak bir noktada durmaktadır. Yine de Haydar’ın kendi adına en önem verdiği edebi eser Yeraltından Notlar’dır. Bu ayrım, zihinsel, çevresel bazı etmenler dolayısıyla yapılabilir. Yine Haydar, çekilmiş, yönetilmiş en büyük filmin Andrey Rublev olduğunun farkındadır fakat onun en çok önem addettiği sinema eseri Andrey Rublev değil Bisiklet Hırsızları’dır. Haydar, Hafız’ın, Baudelaire’in ya da Puşkin’in çok önemli olduğunun farkında olsa da gönlü Ezra Pound’dan yanadır.

  Aşağıdaki video, Herbert von Karajan’ın şefliğinde Viyana Filarmoni Orkestrası’nın icra ettiği Wolfgang Amadeus Mozart’ın Requiem’inin (K.626), Anna Tomowa-Sintow, Vinson Cole, Paata Burchuladze ve Helga Müller-Molinari’li kaydını içermektedir. Karajan, Haydar’ın saygı duymak zorunda hissettiği ancak sevmediği bir sanatçıdır. Bunun nedeni David Oistrakh,  Msitislav Rostropovich ve Sviatoslav Richter gibi çaldıkları enstrümanların en üstün sanatçılarından oluşan bir grubu Beethoven’ın Triple Concerto’su için toplayıp mahvetmesi olabilir. Karajan’ın küstah yapısı olabilir. Ve hatta Karajan’ın tipini sevmemesi bile olabilir. Yine de hisleri ne yönde olursa olsun, dinleyip seyrettiği şeyin, icra edilmiş en müthiş müzik eserlerinden biri, belki de birincisi olduğunu kabul etmek zorundadır.

  Haydar, bu kayıt için Karajan’ı övecek yeteri sözcüğü bir araya getiremese de, insanlığın gelebileceği doruk noktalardan biri olan bu kaydı A Propos of the Wet Snow’da bulundurarak, bir çeşit övgüde bulunmak istemektedir.

.

26 Şubat, 2013

Alt-Wiener Tanzweisen


  Alt-Wiener Tanzweisen, büyük kemancı Friedrich (Fritz) Kreisler’in keman ve piyano için yazdığı bir üçlemedir.

  • Liebesfreud (Aşk Sevinci)
  • Liebesleid (Aşk Acısı)
  • Schön Rosmarin (Güzel Rozmarin)

  Aşağıdaki üç video, üç büyük üstat tarafından icra edilen bu eserleri (sırasıyla) içermektedir. İlk videoda Leonid Kogan’ı (Liebesfreud), ikinci videoda David Oyştrah’ı (Liebesleid), üçüncü videoda ise Mişa Elman’ı (Güzel Rozmarin) izleyeceksiniz.

  Toplam sekiz buçuk dakika süren bu harikulade üçlemeyi, dingin olduğunuzu hissettiğiniz bir anda dinlemenizi tavsiye ediyorum. Özellikle Oyştrah’ın 1936 tarihli Liebesleid yorumunun, olağanüstü zarafetiyle her açıdan muhteşem bir kayıt olduğunu belirtmeliyim.

 

.

07 Aralık, 2012

David Warren Brubeck


  Dave Brubeck evvelki gün kalp yetmezliği yüzünden doksan iki yaşında öldü. Şubat ayında, Brubeck ile ilgili bir yazı yazmıştım, aynı yazıyı yeniden paylaşmamın uygun olacağını düşündüm.

 

 

 


  Doğaçlama, Brubeck ve Kemancı (Neden Mutlu Değilsiniz?)

  Bobby Mcferrin ve Richard Bona’nın doğaçlama kaydından daha çok ilgimi çeken bir doğaçlama kaydı olup olmadığını düşünsem, bir anda verebileceğim tek cevap Dave Brubeck ile ilgili olacaktır.

  Yazının altındaki video kaydı oldukça eski ve ünlüdür. Moskova Konservatuvar’ındaki performansının sonunda bir Rus melodisi üzerine doğaçlama yapıp yapamayacağı sorulan Dave Brubeck, Ei Ukhnem (The Song of the Volga Boatmen) üzerine bir doğaçlama yapmaya başlamış ve bir süre sonra genç bir adam ona katılmıştır.

  Videoyu izleyince mutlu olacaksınız, buna eminim. Bunun birinci nedeni, caz piyanisti Dave Brubeck’in güzel bir adam olmasıdır. Bazı güzel insanların gülüşleri güzeldir. Bu yüzden çokça düşünmeden, “videoyu izleyince mutlu olacak olmamın ilk sebebi Dave Brubeck’in güzel bir insan olmasıdır” diyebilirsiniz. İkinci neden, harika bir müzik dinleyecek olmanızdır. Üçüncü neden, doğaçlama yapılan bu müziğin doğaçlama katılımcılarla devam ettirilmesidir. Dördüncü ve son neden ise videoda göreceğiniz herkesin mutlu olmasıdır.

  İzleyiciler, sanatçılar, görevliler; hemen hepsi parlak, temiz ve mutludur. Fakat bu videoyu izleyen sizlerin öyle olmadığınızı düşünüyorum, sanıyorum. Sizin, çocuklarınızın, sevgililerinizin, dostlarınızın, annenizin ve babanızın videodaki insanlar kadar temiz, güzel ve mutlu görünmemesinin iki sebebi varsa, bunlardan biri sizin elinizde olmayabilir. Bu ilk sebebi; “o dönem başka bir dönemdir” tespitiyle geçiştirebilirsiniz. “Eskiden insanlar daha mutluymuş” cümlesiyle ifade edebileceğiniz bir açıklama makul görünecektir bu ilk sebep için. Fakat ikinci sebebin sizin elinizde olduğu çok açıktır ve artık maalesef değiştirme imkanınız yoktur. Siz ve aileniz, daha sonraları ‘hayat mücadelesi’ diyerek işin içinden çıkabileceğiniz bir hayatı yaşamışsınızdır, yaşıyorsunuzdur. Bu düşünceye göre, hayatta sevmekten ve sevişmekten, güzel bir içki içmekten ve mutlu bir anı yaşamak için yapılacak fedakarlıklardan, kaybettiğiniz bir insanın mezarında onunla olan anılarınızı hatırlamak için kendinizi zorlamanızdan daha önemli şeyler vardır. Birlik olunca kendinizi güçlü hissetmeniz bir sorun değildir. Sorun, yalnız kalınca kendinizi zayıf hissetmenizdir. Siz, ailenizin bir ferdi, camianızın bir üyesi, iş kolunuzun bir uzantısı ve arkadaş grubunuzun bir üyesisinizdir. Ancak yalnız kaldığınızda –kendinize itiraf etmeseniz de- bir korkaksınızdır. Hayır; okumamış, bir şeyler üzerine düşünmemiş, iyi bir film izlemeyip iyi müzik dinlememiş olmanız mutlu olmanıza ve güzel gülmenize engel değildir. Ancak buna ‘zevkler ve renkler tartışılmaz’ şeklinde bir bahane bulmanız ve kendinizi değiştirmeniz gerektiğine inanmanıza rağmen ölene kadar bunu umursamamış olmanız, güzel gülmenize, mutlu olmanıza ve gözükmenize engeldir.

  ‘Hayat mücadelenize’ devam edin ve üzülmeyin; belki öldükten sonra sizi mutlu edecek bir şeylerle karşılaşırsınız.

 

  Bağlantılar:

- Dave Brubeck

- İlgili Yazılar: 1 - 2

.

30 Mayıs, 2012

Goldberg Varyasyonları Stüdyo Kaydı, Glenn Gould - ‘81


   İlgili Gönderiler:

- So You Want to Write a Fugue?

- Glenn Gould on Sviatoslav Richter (İngilizce İçerik)



  ‘Klasik müzik tarihinin kayda geçmiş en önemli performanslarından biri Glenn Gould’un 1981 tarihli Goldberg Varyasyonları icrasıdır’, cümlesinde 1981 yılını vurgulamamın nedeni, Gould’un, Bach’ın Goldberg Varyasyonları eserini 1955 ve 1981 yıllarında iki kez kaydetmiş olmasıdır.

  Karşılaştırmak üzere kolayca bulabileceğiniz bu iki kayıttan 1955 tarihli olanı, oldukça coşkulu ve enerjiktir. Aşağıdaki videoda stüdyodaki kaydedilişini gördüğünüz 1981 versiyonu ise daha yavaş, daha ihtiyatlı ve hem Gould’un kendisi hem de dinleyiciler tarafından daha oturaklı bulunmuş olanıdır. Daha da ileri gidersek, önemini yadsıyamayacağımız 1955 kaydı hakkında Gould, çokça eleştirel yaklaşımlarda bulunurken, 1981 kaydı hemen herkes tarafından bir zirve noktası olarak kabul edilmiştir. Videoda -ölümünden bir yıl önce- Gould, 1955’ten farklı olarak her şeye daha hakim olduğu, her dokunuşunu kusursuz yaptığı izlenimini vermekte ve bunu da esere yansıtmaktadır.

  Dinlerken Gould’un sesini de duyabileceğiniz (kaydın kendisinde -CD- çok daha belirgin) aşağıdaki performans için ayıracağınız kırk beş dakika, ölümünüze kadar içinde bulunmuş olduğunuz sanatsal aktivitelerin en önemlilerinden biri olarak kalacaktır.

 

 

   Bağlantılar:

- Bach: The Goldberg Variations

21 Şubat, 2012

Doğaçlama, Brubeck ve Kemancı (Neden Mutlu Değilsiniz?)

 

  Bobby Mcferrin ve Richard Bona’nın doğaçlama kaydından daha çok ilgimi çeken bir doğaçlama kaydı olup olmadığını düşünsem, bir anda verebileceğim tek cevap Dave Brubeck ile ilgili olacaktır.

  Yazının altındaki kayıt oldukça eski ve ünlüdür. Moskova Konservatuvar’ındaki performansının sonunda bir Rus melodisi üzerine doğaçlama yapıp yapamayacağı sorulan Dave Brubeck, Ei Ukhnem (The Song of the Volga Boatmen) üzerine bir doğaçlama yapmaya başlamıştır ve bir süre sonra genç bir adam ona katılmıştır.

  Videoyu izleyince mutlu olacaksınız, buna eminim. Bunun birinci nedeni, caz piyanisti Dave Brubeck’in güzel bir adam olmasıdır. Bazı güzel insanların gülüşleri güzeldir. Bu yüzden çokça düşünmeden, “videoyu izleyince mutlu olacak olmamın ilk sebebi Dave Brubeck’in güzel bir insan olmasıdır” diyebilirsiniz. İkinci neden, harika bir müzik dinleyecek olmanızdır. Üçüncü neden, doğaçlama yapılan bu müziğin doğaçlama katılımcılarla devam ettirilmesidir. Dördüncü ve son neden ise videoda göreceğiniz herkesin mutlu olmasıdır.

  İzleyiciler, sanatçılar, görevliler; hemen hepsi parlak, temiz ve mutludur. Fakat bu videoyu izleyen sizlerin öyle olmadığınızı düşünüyorum, sanıyorum. Sizin, çocuklarınızın, sevgililerinizin, dostlarınızın, annenizin ve babanızın videodaki insanlar kadar temiz, güzel ve mutlu görünmemesinin iki sebebi varsa, bunlardan biri sizin elinizde olmayabilir. Bu ilk sebebi; “o dönem başka bir dönemdir” tespitiyle geçiştirebilirsiniz. “Eskiden insanlar daha mutluymuş” cümlesiyle ifade edebileceğiniz bir açıklama makul görünecektir bu ilk sebep için. Fakat ikinci sebebin sizin elinizde olduğu çok açıktır ve artık maalesef değiştirme imkanınız yoktur. Siz ve aileniz, daha sonraları ‘hayat mücadelesi’ diyerek işin içinden çıkabileceğiniz bir hayatı yaşamışsınızdır, yaşıyorsunuzdur. Bu düşünceye göre, hayatta sevmekten ve sevişmekten, güzel bir içki içmekten ve mutlu bir anı yaşamak için yapılacak fedakarlıklardan, kaybettiğiniz bir insanın mezarında onunla olan anılarınızı hatırlamak için kendinizi zorlamanızdan daha önemli şeyler vardır. Birlik olunca kendinizi güçlü hissetmeniz bir sorun değildir. Sorun, yalnız kalınca kendinizi zayıf hissetmenizdir. Siz, ailenizin bir ferdi, camianızın bir üyesi, iş kolunuzun bir uzantısı ve arkadaş grubunuzun bir üyesisinizdir. Ancak yalnız kaldığınızda –kendinize itiraf etmeseniz de- bir korkaksınızdır. Hayır; okumamış, bir şeyler üzerine düşünmemiş, iyi bir film izlemeyip iyi müzik dinlememiş olmanız mutlu olmanıza ve güzel gülmenize engel değildir. Ancak buna ‘zevkler ve renkler tartışılmaz’ şeklinde bir bahane bulmanız ve kendinizi değiştirmeniz gerektiğine inanmanıza rağmen ölene kadar bunu umursamamış olmanız, güzel gülmenize, mutlu olmanıza ve gözükmenize engeldir.

  ‘Hayat mücadelenize’ devam edin ve üzülmeyin; belki öldükten sonra sizi mutlu edecek bir şeylerle karşılaşırsınız.

 

 

  Bağlantılar:

- Dave Brubeck

- İlgili Yazılar: 1

.

20 Ocak, 2012

Etta James (1938–2012)


  Mercedes Sosa öleli birkaç yıl oluyor. Geçen ay Cesaria Evora ölmüştü, birkaç dakika önce de Etta James öldü.

 


  Sahnede beraber olduğu adamın vadesinin dolmasınaysa daha uzun bir süre olduğuna eminim neyse ki.

 

   Bağlantılar:

-  My Ding-a-Ling

22 Eylül, 2011

Hayatımın En Güzel Gecelerinden Biri(nin Sonu)


  Sanıyorum sabah saat üçü geçiyor. Doksan sekiz senesi olmalı. O dönem her gece olduğu gibi, bir şeyler okuduktan sonra birkaç saat uyuyamamanın getirdiği boş vakitteki sıkılgan halimi, televizyon izleyerek gidermeye çalışıyorum. Kanal D’de Kaygısızlar’ın tekrar bölümünü mü izliyordum, hatırlamıyorum. Bir ara sıkıntıdan kanalları hızlıca değiştirmeye başlıyorum. Yirmi otuz saniye sonra sarı logolu bir kanala denk geliyorum, ismi ViVA.

  Sahnede kel bir adam var. Kulağındaki kulaklık kıvrılarak yeşil kazağından içeriye giriyor.  Elli-yüz kişilik bir salonda ve ışıl ışıl bir sahnede, parlak ve makyajlı gözleriyle seyirciye bakarak şarkı söyleyen güzel ve etkileyici bir adam. Hayran kalıyorum. Parıldayan, kıvılcımlar saçan bir şeyler okuduğumda, dinlediğimde ya da gördüğümde olduğu gibi gözlerim açılıyor yine, dikkat kesiliyorum.

  Kel adamın arka tarafındaki müzisyen grubu beş kişiden oluşuyor. Şarkıcının karşısındaki kamera yayını ele aldığında, arka tarafta, ışığın altında duran ve kel adam kadar net gözüken bir davulcu var. Gruptaki asıl dikkat çeken adam uzun saçlı gitarist. Grubun diğer üyelerine göre daha baskın bir görüntüsü var, biraz da yaşlı gözüküyor. İzleyiciye göre solda, sarı bas gitarıyla şarkılara eşlik eden, bazen de vokallik görevini icra eden, sarışın ve gözlüklü bir adam.  Gruptaki diğer iki kişi dikkatimi çekmiyor. Sahnedeki her şeyi dikkatlice incelerken bir alt yazı geçiyor: Daysleeper

  Kel adam, Daysleeper’ı okuduktan sonra “please welcome, P…(?) Smith” şeklinde bir anons yapıyor ve seyirci çılgınca alkışlamaya başlıyor. Gelen kişinin de ünlü biri olduğunu anlıyorum. Biraz sonra sahneye uzun eteği ve başındaki siyah beresiyle, kabarık saçlı, zayıf, büyük burunlu, avurtları çökmüş bir kadın geliyor.

  Kel adam ve zayıf kadın yanyana duruyorlar. Kel adam şarkıya başlıyor. Manifesto okur gibi içten söyleme başlıyor şarkısını. Tüm sözleri anlayamıyorum ya, anladığım kadarıyla şoke oluyorum. Sıra nakarat bölümüne geldiğinde zayıf kadın ‘I'll take you over, there’ dizesini birkaç kez tekrar ediyor. Sonra tekrar sözler, tekrar nakarat. Bir süre sonra beraber söyleme başlıyorlar farklı sözleri:

  “Tastes like fear, pulls us near”  - “There baby, there”

  Daha önce böyle bir şey işitmediğimi yahut izlemediğimi anlıyorum. Oturduğum yerde doğruluyorum. Her heyecanlandığımda olduğu gibi, ellerimin içinin çokça terlediğini fark ediyorum.

  Zayıf kadın beresini çıkarıp, ‘there baby, there’ diyerek büyük bir coşkuyla şarkıyı bitiriyor. Daha sonra kel adama gülerek bakıyor. Seyircilerin alkışları arasında kel adam zayıf kadının kulağına bir şeyler söylüyor ve zayıf kadını “Paty-Patty-Patti (?) Smith” diyerek uğurluyor.

  Konserin bir yerinde kel adam eline bir albüm alıyor ve yeni albümleri olduğunu belirterek mavi bir kapağı olan UP isimli albümlerini tanıtıyor. O an, grubun isminin R.E.M. olduğunu ve aslında onların bir şarkısını zaten bildiğimi (malum şarkı) öğreniyorum.

  Konserin geri kalanını da hayranlıkla dinledikten sonra koşarak bilgisayarda Netscape Navigator’ı açıp R.E.M.’in ne olduğunu öğrenmeye çalışıyorum. Birkaç şey okuduktan sonra alacağım ikinci albümün hangisi olacağına da karar veriyorum; Automatic for the People.

  Bu iki albüm, daha sonra satın alacağım ona yakın R.E.M. albüme dayanak oluşturuyor.

  Ertesi gün aynı kanalı, aynı saatte tekrar açıyorum ve fakat bu kez Bryan Adams konseriyle karşılaşıyorum; bir sonraki gece ise The Corrs konseriyle. Birkaç gün sonra, aynı konser kayıtlarının bu kanalda sürekli döndüğünü fark ediyorum. R.E.M.’in o konserini ise denk geldiğim her vakit, onlarca kez izlediğimi hatırlıyorum.

 

  Dün, R.E.M.’in dağıldığını öğrendim. Haberi okuduğum an, tüm dinlemelerim boyunca, hangi an neyi hissettiğimin, grubun bana hangi ruh hallerimde eşlik ettiğinin ve bir sürü R.E.M. kaseti ve CD’siyle büyüdüğümün farkına vardım.

  Bir şeye anlam yüklediğinizde, o şeyin sonunun gelmesiyle sizin de bir yönden sonunuzun geldiğini anlıyorsunuz. Fakat bunun kötü bir şey olduğunu düşünmeyin. Ölene kadar sizin olacağını bildiğiniz ve buna emin olduğunuz bir şeyin anlamını kısa sürede yitirirsiniz.

  Anlamını yitirmemek için kendisini yitirmelisiniz, hiçbir zaman unutmamak ve anlamlı kılmak için.

  Yine de çok mutsuz olduğumu söylemeli miyim?

 

            Zayıf Kadın ile Kel Adamın şarkısı: E-Bow the Letter

 

   Bağlantılar:

- Şarkının Sözleri

- Açıklama – REMHQ

.

02 Eylül, 2011

Rubato Üstadı Bir Tanrı - Vladimir Sofronitski


  Ingmar Bergman gibi, sanatına tanık olduğumuz en büyük sanatçılardan birinin, hakkında:

  “hayatım boyunca kapılarını çaldığım hayal odalarında bütün doğallığıyla dolaştı” dediği adamın kim olduğunu bilmezseniz,

  “Sanat bir yakarıştır. Bu her şeyi anlatıyor. İnsan sanat aracılığı ile umudunu dile getirir. Bu umudu dile getirmeyen, manevi temeli olmayan hiçbir şeyin sanatla ilgisi yoktur, bunlar ancak parlak birer entelektüel analiz olabilirler. Picasso'nun tüm eserleri bu entelektüel analiz üzerine kurulmuştur. Picasso dünyayı kendi analizi, kendi entellektüel yeniden yapılanması adına boyar. Adının tüm prestijine rağmen itiraf etmeliyim ki sanata hiçbir zaman ulaşamadığını düşünüyorum.”

  yukarıdaki cümlelere de kıçınızla gülüp geçebilirsiniz.

  Sanatçıların birbirleri hakkındaki yağ çekmelerini sıklıkla duymuşsunuzdur, tarih kitapları da bunları çokça kaydetmiştir. Bunların yağ çekmekten ibaret mi yoksa adilane mi olduğunu anlamanız, laf sahibine yani sanatçıya inanmaktan geçer. Genellikle olumlu yorumlara ve övgülere “doğru söylüyor” diyerek reaksiyon gösterdiğimiz, olumsuzlara ise mesafeli durduğumuz bu tür eleştirilerin sahiplerinden, içlerinde benim de gözüm kapalı inanabileceğim bazılarının olduğu bir gerçektir.

  Bunlardan biri, yukarıdaki cümlelerin sahibi Andrey Tarkovski iken, bir diğeri ise icrasını işittiğim en büyük müzisyen olan Sviatoslav Richter’dir. Sviatoslav Richter’in hakkında “Tanrı” nitelemesini yaptığı, Emil Gilels’in ise, ‘yaşayan en büyük müzisyen öldü’ diyerek hislerini açığa vurduğu bir başka müziysen de vardır ki onun ismi Vladimir Sofronitski’dir.



  Tempo Rubato, İtalyancada ‘Çalınmış Zaman’ anlamına gelir. Müzikteki tempo anlamıyla rubato, ritimdeki özgürlüğü ve anlatım tarzını belirtir. Ölçüden ölçüye geçerken yahut notalar arasında yaşanan bir esnekliğin ifadesidir. Sanatçı eserin bir bölümünü olduğundan daha gevşek ve yavaşça çalarken, burada çaldığı zamanı başka bir ölçüye ekleyebilir. Her incelikte olduğu gibi rubato ustalık ve hissiyat isteyen bir tekniktir. Bu sebepten rubato bu günlerde sıklıkla piyanistlerin saçmalamasına ve kişisel bir şeyler ifade ettiklerini düşünürken komik duruma düşmelerine neden olmaktadır.

  Kulaklarımın duyduğu en büyük rubato üstadı ise yazıya bahis mevzusu olan piyanist Vladimir Sofronitski’dir. Sofronitski, 1901 yılında doğmuş ve 1929 yılındaki Fransa turu hariç Rusya dışında sanatını kitlelere ifade etmediği için batıda çokça tanınmamış, gençlik yıllarında Aleksandr Skriyabin’in kızıyla evlenmiş ve daha sonra kızdan ayrılmasına rağmen Skriyabin etiketinden hiç kurtulamayan ve fakat bu etikette en büyük payın sahibinin yine kendisi olduğu tartışılamaz bir gerçek olan (Scriabin bestelerini yaşamış en büyük üstadı olmuştur) ve 1961 yılında kanser yüzünden ölen, dinlemekten en keyif aldığım piyanistlerden biri, bence yaşamış en büyük birkaç piyanistten biridir.

  Yazının başında ifade ettiğim övgü kaypaklığı ise, bu noktada vurgulanmaktadır. Bu iki kişinin birbirine övgüsü, Sofronitski’nin Sviatoslav Richter’i ‘dahi’ kelimesiyle onore etmesinden sonra Richter’in Sofronitski’ye hitabıyla, ‘Tanrı’, şeklinde olmuştur.

  Richter yahut Sofronitski gibi karanlıktan hoşlanan, konuşmayı sevmeyen, sanatını icra edip gözden kaybolan, yaşadıkları dönemde politize olmamanın imkansız olduğu, bunun yüzünden bir sürü zorluklar çektiklerinin sabit olduğu ama yine de bu meseleler karşısında duygusuzluğa varabilecek bir duruş gösteren ve bunu sanatlarını yüceltmek için, içlerinden geldiği için yapan ve hatta Sofronitski’nin müzik kayıtlarından hoşlanmadığını, çok az kaydı olduğunu ve bunların çoğunun da öğrencilerinin gizlice gerçekleştirdiklerini bildiğimiz bir ortamda, bu adamların birbirlerine övgülerinin lafügüzaf olduğunu iddia etmek, büyük haksızlık olacaktır. Yazının başlığında ‘tanrı’ ifadesini kullanmam, bu yüzdendir.

  Aşağıdaki kayıt, her türlü övgüye mazhar Sofronitski’nin rubatoyu eserin bazı bölümlerinde muhteşem bir şekilde işlediği, Rahmaninov’un ünlü, 2 numaralı prelüdüdür.


 

  Not: RSS okuyucusu kullananlar kaydı dinleyebilmek için siteye girmek mecburiyetindeler.

28 Şubat, 2011

Benjamin Zander'dan Müzik ve Tutku Üzerine (Richter'in Tutkularına Hazırlık)


  Son olarak bahsettiğimde, daha önce de Lenin vasıtasıyla bahsettiğimi söylemiştim. Evet daha önce bahsetmiştim; benim için tutku nedir, kadın erkeği nasıl sevmelidir, varlığı duyularla algılanabilenlere ve hayata nasıl bağlanılmadır… Tutku Appassionata’dır, tabii Sviatoslav Richter icra ederse.

  Bir sonraki müzik gönderisinde Richter’in Appassionata üzerine görüşlerini içeren çok değerli bir yazıyı Türkçeye çevireceğim. Aslında direkt olarak bu çeviriyi paylaşacaktım ancak orkestra şefi Benjamin Zander’ın  2008 yılında TED için kaydedilen aşağıdaki konuşmasını ve Zander’ın ‘tutku, tutkulu olmak’ hissiyatının Appassionata ile olan bağının benzer bir halini, konuşmasının bir bölümünde Chopin üzerinden basitçe aktardığını hatırladım, doğrusu unutmamışım. Konuşmanın başlığının tutku tabirini içermesi ise bu bağlantı için tamamıyla bir tesadüften ibaret. Çünkü benim kurduğum ilişki, klasik müziği konu edinen bu harikulade konuşmanın genelinden ziyade, bahsettiğim bölümünden ortaya çıkıyor.

  Zander bir Yahudi. Bu yüzden hissiyatlı bir konuşma eninde sonunda II. Dünya Savaşı ve toplama kamplarına uğruyor. Yine de belirttiğim gibi, bu gönderi okuyuculardan bazıları için “ne güzel bir konuşma” minvalinde algılanacak olsa da, bu satırları yazanın bir sonraki gönderide aktaracağı ve ifade edebilmek için kıvrandığı, hatta bu yüzden “Appassionata ve duygu dünyamız” şeklinde, tümü bayağı kişisel gelişim kitaplarının başlıklarına benzer bir başlık bile bulabileceği bir konuda yardımına yetişmiş bir videonun paylaşımından ibarettir.

  Videoda, ‘View Subtitles’ bölümünden aktive edebileceğiniz Türkçe altyazı seçeneği de mevcut.

 

  Not: RSS okuyucusu kullananlar videoyu izleyebilmek için siteye girmek mecburiyetindeler.


  Bağlantılar:

- Vilayanur Ramachandran'dan Zihnimiz Üzerine

.

29 Eylül, 2010

'Âşık Veysel, Türkiye Radyoları Mikrofonlarında' (1964) (40 dakikalık ses kaydı)


  "Söze nasıl başlamak istersiniz, size bırakalım Âşık."

  "Tabii, siz soracaksınız, ona göre biz de cevaplandıracağız, mümkün olduğu kadar..."

  

   Kaynak: TRT Arşivi

   Not: RSS okuyucusu kullananlar kaydı dinleyebilmek için siteye girmek mecburiyetindeler.

.

02 Mayıs, 2010

Glenn Gould on Sviatoslav Richter (İngilizce İçerik)


  

“I was in the presence of one of the most powerful communicators the world of music 
has produced in our time.
”
                                                                                        -Glenn Gould


    * Except from the start, Gould’s comments are also available at 3:00 and 6:10.
.

18 Şubat, 2010

Güzellik Nedir? ~ "Gute Nacht"


  TDK: (isim) - Estetik bir zevk, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik, hüsün.

 


Thomas Quasthoff - Gute Nacht
Yükleyen the-adolescent.
Piyanist: Daniel Barenboim – Bas Bariton: Thomas Quasthoff – Eser: Schubert, Winterreise (Kış Yolculuğu), Gute Nacht


  Bağlantılar:

- Sözler

- Sinopsis: Winterreise

- Nedir?
.

25 Ocak, 2010

My Ding-a-Ling (+18)


  Neyse ki yaşıyor, neyse ki sesi yerinde. Seksen üç yaşında hala sevişebildiğine eminim. Daha büyük bir “entertainer” görmediğime de yemin edebilirim. Chuck Berry’den bahsediyorum. Onun vasıtasıyla da hala enerjisi olan tüm insanlara bir davetim olacak:

  Din, vatan, ordu, laisizm, şeriat, tanrı, konjonktür, darbe, jeopolitik, doğu, batı, anayasa mahkemesi, cihat, milliyet, terör, sol, faşizm, marx, ırk, medya, sosyo-ekonomik, basın, parti, demokrasi kelimeleriyle beyni uyuşmuş tüm arkadaşlarım…

  Sevgilinizi yanınıza alın ve aşağıdaki videodaki şarkıya eşlik edin. Chuck Berry sustuğunda önce kadın “my” desin, sonra erkek “ding a ling”. Ardından kadın tekrar “my” desin ve erkek “ding a ling”. Üçünsünde ise kadın “ i want you to play with my” desin ve erkek “ding a ling”. Bunları söylerken ding-a-ling’i elinizde tutun ve eğlenin. Şarkı bittikten sonra sevişin. Seviştikten sonra birbirinize sarılın ve dışarıda güzel bir yemek yemeye gidin. Yemek bittikten sonra el ele tutuşup yürüyün. Eve geldikten sonra soğuktan üşüdüğünüz için birer kahve için. Birbirinize birer şiir okuyun, azıcık camdan dışarı bakın ve sonra da sarılarak uyuyun. Bunu da arada sırada tekrar edin ki iyiden iyiye aptallaşmadığınızın ayırdına varmış olasınız.

Cutest Little Song You Ever Had, My Ding-A-Ling

 

(Sözler)

.

05 Ocak, 2010

Lhasa de Sela (1972 - 2010)


  Lhasa adında bir kadın vardı. 1 Ocak’ta öldü. Art arda ölüyorlar, üzülüyorum.
 

.

29 Kasım, 2009

1 Numaralı Balat #2


  Arturo Benedetti Michelangeli, kusursuzu arayan ve dolayısıyla üzerine eğildiği her eserde mükemmeli yakalamış, takıntılı bir piyanisttir. Vladimir Horowitz gibi, o da Chopin’in 1 numaralı baladını (op.23 no.1) olağanüstü çalmıştır. Başka bir yazımda uzun uzun anlatacağım bu İtalyan, Lang Lang gibi gülünç insanlarla aynı yüzyılda doğduğu için oldukça da şanssızdır. Klas kelimesi, sıfat olarak bu adama yakışmaktadır; şüphesiz bu adam üstün niteliklidir.


Arturo Benedetti Michelangeli, Chopin's Ballade No. 1 in G minor, Op. 23

.

13 Ekim, 2009

Mercedes Sosa'nın Ardından


(BBC)


“Geçen hafta sonu 74 yaşında ölen Arjantinli bir folk şarkıcısı Mercedes Sosa, müziğiyle Latin amerika'nın askeri diktatörlüklerine direnişin simgelerinden biriydi.”

  BBC böyle tarif etse de onu;

“Artists are not political leaders. The only power they have is to draw people into the theater.”

cümlelerinin sahibi de oydu.

**Sanatçılar, birer siyasi lider değildir. Sahip oldukları tek güç, insanları tiyatroya çekmektir.
.

04 Ekim, 2009

Mercedes Sosa (1935 - 2009)


  Bir haber aldıktan sonra anlık tepkiler verip alelacele bir yazı yollamaktan pek hoşlanmıyorum, işin ucunda ölüm olsa bile.

  Bu kez kendimi tutamadım. Çok üzgünüm.

Mercedes Sosa & Joan Baez - Gracias a la vida

.

18 Eylül, 2009

So You Want to Write a Fugue?


  Bir Glenn Gould bestesi…  

 

 

fugue

So you want to write a fugue?

So you want to write a fugue.
You got the urge to write a fugue.
You got the nerve to write a fugue.
So go ahead, so go ahead and write a fugue.
Go ahead and write a fugue that we can sing.

Pay no heed, Pay no mind.
Pay no heed to what we tell you,
Pay no mind to what we tell you.
Cast away all that you were told
And the theory that you read.
As we said come and write one,
Oh do come and write one,
Write a fugue that we can sing.


Devamı…

 

 

.

06 Eylül, 2009

Sanatçıya İnanmamak, Lang Lang


  "Adamın ellerine bak, makine gibi!"

  Arkadaşım şoke olmuş bir halde Lang Lang'ın bir kaydının videosunu bana yollarken, başka birkaç hayranlık ifadesiyle beraber bu tabiri de kullandı. “Makine gibi!” Lang Lang bahsi açılınca ben de önceki yazımda sanatçıya inanmak başlığını kullandığım için, kendisinin bu konuya cuk oturduğunu ve onun için de bir yazı yazmanın yerinde olacağını düşündüm.

  Lang Lang, dünya çapında şöhrete ulaşmış (“düşmüş” daha yerinde olurdu) Çinli bir piyanist. Şöhrete “ulaşmak” ne kadar yanlış bir tabirse, Lang Lang için piyanist ifadesini kullanmak da bir o kadar yanlış sanırım. Piyanist kelimesi sanatı ve sanatçıyı çağrıştırdığı için, Lang Lang ve onun gibiler için sanatçı nitelendirmesi yapmak en büyük günahlardan olsa gerek, kelimenin dini anlamını bir kenara bırakırsak.

  Lang Lang aslında bir şovmen, bir meta. Her gittiği yerde dolu tribünlere oynayan (*tribünlere oynamak), aşırı jest ve mimiklerle eserlerini icra ettiği büyük bestecilere saygısızlık yapan, ekranların güler yüzü, reklamların aranılan adamı, Çin’in önemli ihracat kalemlerinden biri.

 


”26-year-old Lang Lang has played sold out recitals and concerts in every major city in the world. Last year over 5 billion people viewed his performance in Beijing’s opening ceremony for the Games of the XXIX Olympiad and earlier this year he was named as one of Time Magazine’s 100 most influential people.”

  BBC Music Magazine, geçen ay attığı e-posta ile böyle tanıtmıştı Çinliyi. Royal Albert Hall’daki konser biletleri için ortalığı yıkan BBC’nin yaptığı tarzda övgüler düzülüyor Lang Lang için son zamanlarda. Yeteneklerinin sınırsızlığından ve bu yüzyıla damgasını vuracak üç beş müzisyenden biri olduğundan dem vuruluyor. Birkaç “kendini bilmez” eleştirmen hariç müzik dünyası çok sevdi onu. Lang Lang aşağıya, Lang Lang yukarıya.

  Sahiden komik duruyor Lang Lang piyano başında. Amacım, müzisyenin işine yoğunlaşırken (normal olarak) aldığı hal ve tavırlarla dalga geçmek değil tabii ki. Ancak Lang Lang’ın jest ve mimikleri hiç samimi değil. Ona inanmamanız için her şeyi yapıyor neredeyse. Esere konsantre olamıyor ve fakat Lang Lang’a kilitleniyorsunuz. Peki Lang Lang yeteneksiz mi? Katiyen! Üst düzeyde bir yeteneği var, kıskanılacak kadar. Ancak onun şanssızlığı hem abartılı ve samimiyetsiz tarzından, hem de Çinli olmasından ileri geliyor sanırım. Düşününce, kaç klasik müzik sanatçısı geliyor ki aklınıza Çin’den? (Burada Yo-Yo Ma’nın kulakları çınlamaz, Paris doğumlu kendisi.) Böyle olunca da Çin tuttuğunu koparıyor tabii ki. İnek sağar gibi sağıyor müzisyeni.

       
 Lang Lang – Haydn                                                   Lang Lang (Seance photos) 

 

  Sanatçıya inanmak derken, sanatçının kişiliğini ve sanatı dışındaki düşüncelerini işin içine katmamak gerektiğini düşündüğümü söylemiştim. Ancak Lang Lang, sanatını icra ederkenki duruşuyla, bu düşüncenin kapsamına girmediğini net bir şekilde gösteriyor. Beethoven icra eden bir adamın olması gereken hassasiyette ve samimiyette olduğuna inanmıyorum onun, tüm yeteneklerine rağmen. Beethoven konçertolarını içeren albümünün kapağındaki pozu da (aşağıda) bunu kanıtlar nitelikte.

  Lang Lang’ı piyanist Earl Wild’ın cümlesiyle özetleyebiliriz sonuç olarak:

''the J.Lo of the piano.''

.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Web Analytics