03 Temmuz, 2008

Yahudi


"İyi şair olmak için doğru düşünmek gerekmediğini en azından Ezra Pound örneğinden biliyoruz."
                                                                                                             Enis Batur

 

Nerde yahudi, nerde gerçek İsrail oğlu?
Yahudi, tıkayandır Allah'a giden yolu!
Aynı ırk mayasından, ayrı hamur, ayrı döl;
Sonra hep aynı parça, istersen milyona böl!
Yahudi, dölleşmesi, Resule hiyanetin;
Ve hedefi, Kur'ânda, Haktan gelen lânetin.
İlk defa hiyaneti, kendi öz nebisine;
İnsanlık yahudide şahit en habisine.
Evet, zehirlilerin zehirde en korkuncu!
İman kervanlarına pusu kurmuş soyguncu.
Medinede kuruldu, onunla münafıklık;
Peşinden, dümdüz giden yolda binbir sapıklık...
İlk iş, alçak bir tuzak bir Müslüman kadına.
Sürüldü Medine’den, bakamadan ardına.
Derken Nadr Resule karşı hile;
Tepelendi, andini tepeleyen kabile.
Nihayet yüzündeki kaatil peçeyi yırttı.
Küfrü İslâma karşı hizip hizip kışkırttı.
Mekkeye haber saldı: «Çabucak birleşelim!
Kaynaşıp tunçlaşalım, pişip demirleşelim!
Bizde kılıç, bizde ok, bizde at, bizde pusat;
Bu, gelişen İslâmı toslamaya son fırsat!
Yapışmanın zamanı, artık yakalarından;
Siz önlerinden vurun, biz de arkalarından!»
Yahudi kışkırtması bütün küfrü bürüdü.
Ve hizipler toplanıp Medineye yürüdü

                                    
                                  Necip Fazıl Kısakürek

19 Haziran, 2008

17


(Aşağıdaki yazı bu bloga yazıları konan kişi,Furkan'ın,izni olmadan,onun defterlerinden alınarak konmuştur. Beni affetsin.Yazılma senesi 2002'dir. Yazarın yaşı o zaman 17'dir. Yazının aslında bir başlık yoktur,başlık benim tarafımdan konmuştur.)

   Serdar'ı terminale götürüp uğurladıktan sonra dönüş yolunda kaldırımda yürürken,karşıdan gelen üç kızdan bana yakın tarafta olan yanımdan geçtiği anda,aniden çarpışacağımızı düşündüm. Daha doğrusu bir kurmaca yaptım ve bana çarpsa aramızda nasıl bir tartışma olacağını ve benim çarpışmaya nasıl tepki vereceğimi düşündüm. Kızlar hızla yürüyorlardı sokaktaki çoğu insan gibi. Aslında kızın bana çarptıktan sonra benim bu olaya verebileceğim herhangi bir tepkinin kızın kendisiyle bir ilgisi olamazdı. Ben ancak kendimi tatmin edebilirim öyle bir tepkiyle. Kişinin,karşıdan hızla gelen birinin kendisine çarptıktan sonra bir tepki göstermesi,olsa olsa "Sen ne kadar dikkatsiz bir ahmaksan,ben de bir o kadar budalayım işte!" demesinin başka bir ifadesi olur. Çünkü o kişi sana çarpmazsa,başkası çarpacak,bir engele takılmazsan başkasına takılacaksın,biri seni kızdırmak için bir şeyler yapmazsa başkaları yapacak...

   Furkan'ın,ileride yukarıdaki karşılaşmanın,Yeraltından Notlar'ın subayıyla ilgisi olduğunu zannetmemesi için,olay anında zihnin oraya kesinlikle kaymadığını ve bilinçsizce yürürken birden geliştiğini söylemeliyim. Şüphesiz,iki kişinin karşılaşma anı bundan yüzelli küsür yıl önce,yapılabilecek en güzel şekilde betimlenmiştir. Daha iyisi yapılamayacaktır. Bu yüzden, Furkan'ın o pasajın tesirinde kalıp bunları yazıya döktüğünü düşünmek çok kolay,belki de mantıklıdır. Ancak bu doğru değildir. Furkan'ın,pasajın etkisinde kaldığı kısmı tabii ki cümledeki yanlış olan yer değildir. Tesir altında kalmayı bir yana bırakın,bütün kitabın Furkan'ın zihnini sarsıp,dengesini bozduğu,belki de hayatının dönüm noktası olduğu açıktır. Yanlış olan yer,yukarıdaki paragrafın bunun etkisiyle yazıldığıdır. Furkan'ın -düşünme biçimine-,şüpheye mahal vermeyecek biçimde etki eden kitabın,yukarıdaki anekdota direkt olarak etkisi kesinlikle yoktur. (Yazılan kısa bir paragraf için bu kadar uzun savunma metninin yazılması,yazanın suçlu olduğu izlenimini verse de,peşin hükümlü olmanın iletişimi engelleyen en büyük faktörlerden biri olduğunu unutmamak gerekir.)

   Konuya dönersek,içinde yaşanılan toplumun sahip olduğu bazı anormallikler,gariplikler ve hatta saçmalıkları dert edinmenin ve hergün bunlara isyan etmenin kişiye bir menfaat sağlamayacağı gibi,akıl sağlığında bazı hasarlara yol açacağına inanıyorum. Örneğin küçük bir belde düşünün. Ve burada yaşayan az sayıda insan. İçlerinden biri de sizsiniz. Sizin haricinizdeki bütün belde sakinlerinin can sıkıcı bir huyu var. Karşılaştıklarında,uzun süre birbirlerin lafa tutuyorlar ve sıkıcı diyaloglar yapıyorlar. Ve sadece sizle karşılaştıklarında bu diyaloglar çoğunlukla monologa dönüşüyor. Siz onlar konuşurken suratlarına gülüyor ve durmadan "evet,hıhım,doğru,tabii" sözcükleri eşliğinde kafanızı sallıyorsunuz. Bu sizin ne kadar canınızı sıkarsa sıksın,bu gibi alışkanlıklara katlanmayı,bazen de uymayı kendinizden ödün vermek olarak gördüğünüz sürece,kendinize eziyet etmekten başka bir şey yapmadığınızı itiraf etmek zorundayım. Bana göre hayatın neresinde ve hangi bahane ile ilgili olursa olsun,muhatap alınanlar bir kişiden daha fazla kişiye çıktığı anda,orada kişinin kendi şuurundan bağlantısız ortak bir şuur oluşmuştur ve ayrı ayrı muhatap aldığınızda size makul gelen söylem ve eylemlerde bulunabilecek kişiler,bu ortak şuurun etkisiyle aynı söylem ve eylemlerine muhalif  beyanatlar verebilirler. Daha önce söylediğim gibi, toplumun alışkanlıklarına bazen uymalı,bazen de bunların karşısında üç maymunu oynamalıdır.

   Veba'da rastgeldiği, "insan sadece fikirden ibaret değildir" cümlesinin tam tersini  kendine düstur edinen Furkan,toplumdan alacağı herhangi bir fiziksel müdaheleyi dert etmemektedir. Aynı toplum düşünmeye de engel koyamayacağına göre,insan moralini bozan alışkanlıklara sinirlenmek ve küfretmek yerine,bunların tabii olduğunu ve sadece düşünerek var olunabilecek yaşamda,bize sıkıntı ve tedirginlik veren toplumsal halleri,olduğu gibi kabullenip ona göre günlük yaşantıda değişikliklere gitmek,zihni hastalıklı düşüncelerden arındıracağı için,oldukça faydalı olsa gerek.

Saat: 16:56
Tarih: 07/12/02
.

13 Haziran, 2008

İşçi Kadının Tarkovski'ye Mektubu


(Ayna filmi hakkında)


   "Filminizi bir hafta içinde tam dört kez seyrettim. Sinemaya gitmekteki tek amacım, filmi seyretmek değildi. Birkaç saat olsun gerçekten yaşamak, hayatı, gerçek sanatçılar ve insanlarla paylaşmaktı isteğim... Her şeyi; bana acı veren, eksikliğini duyduğum, özlemini çektiğim her şeyi, beni bunaltan veya sevindiren, beni mahveden ya da bana yaşama gücü veren her şeyi filminizdeki bir aynadan izledim. Benim için ilk kez bir film gerçekliğin ta kendisi olmuştu. İşte tam da bu yüzden gidip gidip filmi seyrediyorum, çünkü onunla ve onda yaşamak istiyorum. "

.

26 Mayıs, 2008

Ölüm ve Şövalye

"Tanrı'yı hissiyatımızla tasavvur etmek o kadar mı zor?

Neden boş vaatlerin ve görünmez mucizelerin arkasına saklanmak zorunda?


Daha kendimize bile inanmıyorken,inananlara nasıl inanacağız?


Bizlere,inanmak isteyip de inanamayanlara ne olacak?

İçimden Tanrı'yı neden silip atamıyorum?
"  

                                     Yedinci Mühür - Ingmar Bergman


.

20 Mayıs, 2008

Doğum Günü Hediyesi


Dün doğum günümdü.

Aşağıdaki şiir de bir arkadaşımın hediyesi. Her ne kadar Bukowski'nin eserlerinden pek hazzetmesem de, koyuyorum buraya. Şöyle de bir not düşmüş hediyesinin altına: “Ekteki şiirin bazı yerleri öylesine sana ait ki, beğenirsin diye düşündüm.” İyi düşünmüşsün.



Friends Within The Darkness

I can remember starving in a
small room in a strange city
shades pulled down, listening to
classical music
I was young I was so young it hurt like a knife
inside
because there was no alternative except to hide as long
as possible--
not in self-pity but with dismay at my limited chance:
trying to connect.

the old composers -- Mozart, Bach, Beethoven,
Brahms were the only ones who spoke to me and
they were dead.

finally, starved and beaten, I had to go into
the streets to be interviewed for low-paying and
monotonous
jobs
by strange men behind desks
men without eyes men without faces
who would take away my hours
break them
piss on them.

now I work for the editors the readers the
critics

but still hang around and drink with
Mozart, Bach, Brahms and the
Bee
some buddies
some men
sometimes all we need to be able to continue alone
are the dead
rattling the walls
that close us in.
.

15 Mayıs, 2008

Orhan Veli'yle


  Sabahın beşinde elime Alova’nın "İçki ve Edebiyat Alemi" kitabı geçti. Beş dakika önce orada okudum alttaki yazıyı:


Sait Faik – Orhan Veli – Sabahattin Eyüboğlu

  ORHAN VELİ’YLE

  Mustafa’nın meyhanesinde, Kavaklıdere’nin başındayız.

  “Sence en büyük şair kimdir Orhan?”

  “Fuzuli.”

  “Fuzuli'den sonra?"

  "Fuzuli mi? Kimmiş o?" diyor. "Bırak, o da avuç açmışlardan.”

  Ben yanımdaki, dilimin hiç avuç açmamış şairine bakıyorum.

  "Dilimin en büyük şairi sensin" diyorum.

  Diyorum,ama hafifçe alay etmiyor değilim.

  Çakıyor kerata. "Hadi oradan it," diyor.

  Ömründe küfür etmemiş Çelebi Orhan Veli'yi nihayet kızdırabildiğime memnunum. Hayır kızmamıştır. Sahiden iyi şair olduğunu söylediğime kızmıştır. Bardaklarımız boştu.

  "Açık beyaz şaraptan bir tane daha doldur Mustafa."

(Yeditepe, 1 Aralık 1951)

.

07 Mayıs, 2008

Sergey Rachmaninoff


Sergey Rachmaninoff'un Portresi
Konstantin Somov - 1925



14 Nisan, 2008

Richter "the Enigma"


   Öğretmeni Heinrich Neuhaus'un da dediği gibi geçen yüzyılın en büyük dahilerinden biri olan piyanist Sviatoslav Richter ile ilgili birçok yazı yazılacağını daha önce belirtmiştim.

     "Bruno Monsaingeon" isminde,daha önce Glenn Gould,David Oistrakh gibi müzisyenlerle ilgili de biyografik belgeseller çeken bir kişinin,O'nun hakkında çektiği yine bir biyografik belgesel başlıkta adı geçen.richter

   Öncelikle belgeselin ismi çok yerinde. Kesinlikle öyle,Richter "the Enigma".  Richter'in, bizzat kendi günlüklerinden anlatılan, yaşam hikayesi sunuluyor seyirciye. Küçük küçük bir sürü hikaye,Richter'in ağzından anlatılıyor. Filmin başında,hafızasının ne kadar kuvvetli olduğundan bahsediyor,verdiği aile konserlerinden,nefret ettiği okul hayatından,babasının ölümünden... Ayrıca filmde daha önce görmediğim (istenirse artık youtube'den bulunabilecek) performansları da gösteriliyor Richter'in. Örneğin "şimdi Prokofiev'i dinleyelim" diyor ve Prokofiev çaldığı bir görüntü geliyor ekrana.  Piyano başında dünyanın en ciddi insanı gibi dursa da,sevimli biri olduğu anlaşılıyor. En azından yaşlılığı öyleymiş.

   Film Google Video'da mevcut. Aşağıda bağlantısını vereceğim. Görüntü kalitesi oldukça kötü de olsa,zaten müthiş görüntü efektleri beklemiyoruz herhalde filmden değil mi? Bilgilenmek için yeteri kadar seçilebiliyor filmdeki unsurlar. Ayrıca film ile ilgili biraz daha detaylı bir yazı da var Sky Arts sitesinde. Ama ondan önce,Richter için yapılan gördüğüm en iyi tanımlamanın, filmin giriş bölümünde birkaç cümlede özetlendiğini söylemeliyim:

   "Richter is a world unto himself; impenetrable but radiant, an exotic fish, blind but luminous. That he is one of the greatest pianists of all time is disputed by no one. He loves the movies, but not the camera. He dislikes analysis, talking about or revealing himself. He is indifferent to current events, politics, praise and wordy goods. Neither political regimes nor the conventions of the music world has ever got the better of his undisciplined purity. Only music, to which he gives life, possesses him. He plays, with no striving for effects.. he simply plays. He is a free man." 


   Bağlantılar:


- Richter "the Enigma" ( Bölüm 1).

- Richter "the Enigma" ( Bölüm 2).

- Bir inceleme.

- Imdb'de film.

- İlgili diğer yazılar:  1

12 Nisan, 2008

BBC iPlayer ve Radio 3

 


   İngiltere,İngilizce,İngiliz...

   Yukarıdaki kelimeler söz konusu olduğunda aklıma gelen Thomas S. Eliot, William Blake, William Shakespeare gibi birkaç isimden sonra aklıma gelen ilk şey BBC.  

   Aralık sonunda 1.0 versiyonu sunulan,eski ismi Radio Player olan 'iPlayer',BBC'nin diğer hizmetleri gibi kaliteli ve sorunsuz. iPlayer'ın beni asıl ilgilendiren kısmı 'Radio 3'. Radio 3 'ü daha önce de dinleyebiliyorduk tabii ki,fakat daha kullanışlı ve göze hitap eden bir arayüzü var iPlayer'ın. 

   BBC radyoları birkaç kelimeyle açıklanmış etiketlerinde. Radio 3 için bu kelimeler 'Classical,Jazz,World,Arts,Drama' olarak tanımlı resimde de görüldüğü gibi. TRT Radyo 3'teki gibi,sunucunun anonsunu kaçırmamak için kulak kesilmek yerine,'now playing live' başlığı altında,ne çaldığını istediğimiz anda kontrol edebiliriz. 'Kaliteli' müzik dinlemek için doğru adres Radio 3.

   iPlayer'i,Yahoo Widgets Engine'de ya da Google Gadgets'te de kullanabiliriz. Ancak o an ne çaldığı bilgisine ulaşamıyoruz maalesef.


   Not - Kaliteli : Nitelikli,bir şeye nitelik bakımından üstünlük kazandıran. (TDK Güncel Türkçe Sözlük'ü)


   Bağlantılar:

-
iPlayer

- Radio 3

- iPlayer Widget

- Yahoo Widget Engine

04 Nisan, 2008

Koro




  "Koro" (Les Choristes) filminin müziklerini seslendiren "Les Petits Chanteurs de Saint Marc" korosundan Vois Sur Ton Chemin isimli bir şarkı yukarıdaki. Film ve koroyla ilgili bir şeyler daha sonra yazılıp çizilecektir burada mutlaka.  


 
Bağlantılar:

-
Les Petits Chanteurs de Saint-Marc

- Imdb'de film

.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 
Web Analytics